visit online pharmacy and buy norvasc online, after that buy cheap wellbutrin online no prescription, and cheapest valtrex no prescription. Get your discount in pharmacy when buy arimidex online, and buy lasix without prescription. Make sure your are secure when you buy neurontin online without prescription, and buying cheap retin-a no prescription online. Best place to order flagyl online without prescription, and order cheap zovirax online no prescription, and order cheap zovirax no prescription. Go to the best pharmacy online to buy baclofen online, and purchase clomid online with no prescription, and buy diflucan without a prescription online, and purchase with no prescription premarin 15 mg online. Get a discount when buy doxycycline online no prescription, and buy cheap acyclovir online no prescription

Mexico City, Puebla, Oaxaca, Zipolite, Juchitan, San Cristobal, Tonina, Palenque, Campeche, Merida, Celestun, Chichen Itza, Valladolid, Tulum, Isla Mujares, Cancun ve yeniden Mexico City… Çok yorgunuz. Tatile ihtiyacımız var.

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 9:15 am - Cuma, 26 Şub 2010

Biz, bu Yucatan yarımadasında nereye gitsek şöyle diyorlar: “Burada senenin bir, bilemediniz iki günü yağmur yağar o da size denk geldi”.

Lakin nasıl bir bir iki günse on gündür bitemedi :)

Nereye gitsek yağmurla giriyoruz. Hayır, zaten rakı stoğumuz Chiapas’ta Maya yerlisi kardeşlerimiz tarafından emilmişti. Şimdi bir de yağmur ortamı insanı sürekli rakı içmeye sevk ediyor, olmuyor.

Allah kimseyi rakısız memlekette bırakmasın diye biter Vefa Zat üstadımızın rakı duası. Biz o kadarını –çok şükür- yaşamadık henüz ama, şunu pekala söyleyebiliriz: Allah kimseyi rakıyı temkinli içmek zorunda bırakmasın. Yani, elbette bıraksın da, bu temkin tasarruf için olmasın. Sağlık için olsun, ne bileyim suyunu çıkarmamak, “öpüjim” şeklinde filan konuşmamak için olsun. Ama ha bitti ha bitecek diye rakı içilmez ki kardeşim. Rakı bu. O bol bol olacak, sen az içeceksin. Bırakın araba saatte 400 km ile gidebilsin, ben 60’la sürerim cool olur.

dsc_3993

Neyse ki Tulum’daki son günümüzde denizimize de girebildik iki yağmur arasında. Kedi gibi su sevmez Fikret bile girdi. Nur ile ben çıkma kısmında zorlandık daha çok.

dsc_3983

dsc_3982

Bir de iguana faslı var ki, inanılmaz. Her bir köşesi iguana buraların. İnsanın kedi gibi sevesi geliyor. Ben denedim de esasında. Pek olmadı.

img_3267

Şöyle derdi Ayşen Gruda olsaydı, “Ay cennet ayol buralar”. Biz de en çok hiçbirimizin ağzına yakışmayan (hatta muhtemelen bir tek Ayşen Gruda’nın ağzına yakışan) bu saçma cümleyi kurduk burada.

dsc_3997

Tulum’dan sonra “Ay cennet ayol buralar” fazımızı bozmamak için ecnebi arkadaşların “cenote” dedikleri yerlerden birini beğendik. Bu lafı ben burada öğrendim. Nur ve Fikret de öyle yapmış. Seslisözlük şöyle açıklıyor: Tabanda karstlik bir doymuşluk örtüsü bulunan, dik çeperli, silindir biçiminde boşluk.

dsc_3995

Siz bu tanımla boğuşadurun, ben kısaca havuz diyeceğim. Hatalı olacak elbet ama ne yapayım, tabanda karstlik bir doymuşluk örtüsü bulunan dik çeperli boşluk mu diyeyim?

dsc_39971

Velhasıl namımıza yakışır bir şekilde en bir güzellerine, Cristalino Cenote’ye gittik. Bizimkiler tabii hemen çömelim rakı içelim fazına geçtiler. Lakin ben şoförleri olarak şişmesin bir yerlerim bakışımı yüzüme yerleştirince caydılar derhal.

dsc_4000

Bu havuzlara dalış turları da düzenliyorlar. Hepsinin içi mağaralı, eciş bücüş yerler. Bitki örtüsü filan da muhteşem. Biz tabii o kadar derine daldırmadık konuyu. Kaideyi yaydık, yüzdük sefa yaptık.

dsc_4013

Fikret, erir maazallah yine girmedi suya. Nur da her zamanki gibi çıkmadı. Ben ortalarda dolandım öyle. Balık dolu bu doğal havuz. Ve balıkları evcilleşme konusunu nasıl abartmışlarsa sürekli bir yemek teşebbüsündeler insanı. Başlarda “aa öpüyorlar ne güzel” filan oluyorsunuz. Lakin bir süre sonra, “ay hafakanlar bastı gidin” gıdıklanmasına dönüyor olay. Bu şekil gıdıklanmamak için sürekli hareket halinde olmak, yani yüzmek gerekiyor. Nitekim öyle yaptık. Sonra yollandık.

Menüde üç seçenek vardı: A) Playe del Carmen B) Cozumel adası C) Mujares (kadınlar) adası

Önce iki tur insanlara sorduk. Sonra açtık kutsal kitabımız Lonely Planet’i. Cozumel için, iyidir hoştur ama bi dalmaya yarar diyor. Caydık. Playa del Carmen için Avrupanın en fit vücutlu insanlarının geldiği yerdir, arada ABD’li de kabul ederler, yeterince fitlerse gibi şeyler yazıyor, tırstık. Geriye kaldı Mujares adası. Onunla ilgili de tek adaya gidecekseniz dosdoğru buraya filan yazıyor. Cebimizde Elçin’in referansı da var. Bastık La Kukaraça’nın gazına biz de ister istemez.

dsc_4133

Isla Mujares, yani kadınlar adasının adının böyle olmasının komik bir hikayesi var. Vaktinde İspanyol korsanlar, karılarını gözlerden uzakta saklamak için burada “beslerlermiş”. O yüzden buranın adı böyle kalmış. Efsane midir gerçek mi bilmem. Sordum adada gerçek dediler. Hafif sırıttılar gerçi böyle derken ama mimik okuyucu değilim, duyduğumu söyler geçerim.

dsc_4135

Ada dediysem Kıbrıs beklemeyin tabii. 8 km boyunda bikaçyüz metre eninde ince uzun birşey. Bir kısmında post-hippiler, bir kısmında ihtiyar bağırgan gringolar, bir kısmında neşeli Meksikalılar, bir eğlencedir yaşayıp gidiyorlar. Kadınını filan bilmem de tam salıverme adası.

dsc_4105

Biz de salıverdik netekim. Lakin ilk geceden başımıza gelen şu oldu, birisi gelip: “Sigara alabilir miyim bilader” dedi. Kıkırdamasaydı tuhaflığı fark etmeden sigarayı verecektim.

Türkçe konuştuğumuzu duyup gelen Ahmet, kapalıçarşı esnafından bir kardeşimizmiş. 3 sene önce Meksikalı bir hanım kızımıza kaptırmış gönlünü, o gün bu gündür ikinci adres Meksika olmuş. Ahmet’le Türkçe, sevimli kız arkadaşıyla İngilizce ve anne baba ile tarzanca anlaşarak takıldık bir miktar. Tarzanca dediysem tabii Fikret ve ben öyle. Nur yine sular seller yeller gibi konuştu gitti elbet. Hatırlarsınız Merida’da da Osman vardı. Nedir bu Meksikalı kıza gönül kaptıran Türkiyeli formatı allasen?

Velhasıl Ahmet’e rakı içiremedik, içimize oturdu. Çünkü ertesi akşam için yapmaya teşebbüs ettiğimiz organizasyon, burada edindiğimiz sevgili arkadaşımız Juan’ın Cancun’a dönme mecburiyeti sebebiyle çuvalladı. E, Mujares sokakları da tam Kumkapı sayılmaz, bilader çek iki duble rakı denmiyor öyle.

Kumkapı demişken, bu Mariachiler, bizim ayaküstü fasılcılarına benziyor. Onların kostümlüsü ve habire La Bamba çalanı. Onlardan var heryerde. San Cristobal’de reddetmiştik, burada da kabul etmedik tabii :)

Ertesi gün, erken kalkmaya üşenmediğini söyleyip Nur dalgıçlık olayına girdi. Biz de Fikret’le saldık kendimizi ada yollarına. Önce Maya kalıntılarına bakalım dedik. Pek bakacak birşey yoktu. Uzandık oradan deniz kaplumbağası çiftliğine. Adı da kendisi de hakikaten öyle. Deniz kaplumbağalarının doğal yavrulama alanı bu ada. Lakin zavallı kaplumbağalar genellikle ilk bir yılda ölürlermiş. Bu çiftlikte de o ilk yılı sağ selamet geçirmeye çalışıyorlar. Sonra salıyorlar okyanusa.

dsc_4070

Havuzlardaki kaplumbağalar hep çıkmaya çalıştıkları için biraz hüzünlü görünüyorlardı. Ama çok hüzünlenmedik. Nasılsa çok yaşıyorlar, unuturlar dedik.

dsc_4087

dsc_4088

En az kaplumbağalar kadar da denizatlarının akvaryumunda oyalandık. Nasıl bir tasarım harikası onlar öyle? Biliyorsunuz, hayatları da acayip. Dölleme dişide gerçekleşiyor, ama yavruyu erkek taşıyor. Yani bir nevi erkek hamile oluyor. Ve epey romantikler: Tek eşliler, oradan tahmin ediyoruz en azından.

dsc_4078

Mujares’e gelip de ortalıkta rakı içmemek olmaz dedik ve kendimize sakin bir sahil bulup rakıladık. Gündüz rakısı hep hoşuma gitmiştir. Hatta bir kısım alkolog der ki, rakı içmek işinize engel oluyorsa, işinizi bırakın. Bir miktar da Meksika usulü şekerleme yapmayı ihmal etmeden yaptık bütün bunları tabii.

dsc_4057

dsc_4038Buradaki arkadaşların alkollü araba kullanma derdi de yok. Çünkü hepsi aspirin kadar golf arabalarıyla geziyorlar. Kaza yapınca inip yürüyerek devam etme şansları var. Hızları da pek etkilenmez hem.

dsc_4112dsc_4111

Ertesi gün Cancun, çoook kalabalıktı. 500 bin kişilik Cancun’a yılda 4 milyon gringo geliyormuş. Maaşallah. Biz de yorgun gezginler olarak daha çok otelimizde temkinli temkinli rakı içmeyi tercih ettik.

Sonrası veda faslı. Önce sevgili arabamız La Kukaraça ve GPS’imiz Juan Carlos’u teslim ettik. Uçağımıza atlayıp DF’ye, yani Mexico City’ye geldik. Sonra da Nur’u Buanes Aires’e yolculadık. Malumunuz Nur, 7 aydır Güney Amerika’da kendisini gezdiriyordu. Bizimle 1 aylık bir Orta Amerika molası vermişti. Kaldığı yerden devam etmek üzere yollandı. Bizim ise (böhühü) hepi topu tamamı 1 ayımız buydu buralardaki.

Eh, biz de son günlerimizi geçiriyoruz. Her güzel şey bitiyor. Tekrar böhühü.

Sanırım sonraki yazımızın başlığı “Annee, bitti” olacak. Rastgele.

Fotoğraflar, hep olduğu gibi: Fikret Bekler

4 yorum »

833

Yorum yazar zeynep

26 Şubat 2010 @ 13:31

süper!

834

Yorum yazar baran

26 Şubat 2010 @ 13:32

abi ben de gelsem diyorum :)

835

Yorum yazar burcu

26 Şubat 2010 @ 13:34

eee her gidişin bir dönüşü var :)))

845

Yorum yazar dilek özgen

26 Şubat 2010 @ 14:37

çok zevklenerek okuyorum. metin kitap yap bu gezilerini. böyle bi rehbere ihtiyaç var

RSS ile yazılara yapılan yorumları takip edin. Sitenizden geri izleme yapın

Yorum yap

XHTML: Kullanılabilir etiketler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>