visit online pharmacy and buy norvasc online, after that buy cheap wellbutrin online no prescription, and cheapest valtrex no prescription. Get your discount in pharmacy when buy arimidex online, and buy lasix without prescription. Make sure your are secure when you buy neurontin online without prescription, and buying cheap retin-a no prescription online. Best place to order flagyl online without prescription, and order cheap zovirax online no prescription, and order cheap zovirax no prescription. Go to the best pharmacy online to buy baclofen online, and purchase clomid online with no prescription, and buy diflucan without a prescription online, and purchase with no prescription premarin 15 mg online. Get a discount when buy doxycycline online no prescription, and buy cheap acyclovir online no prescription

Meksika polisi: Buralarda bir Türk içkisi içiliyormuş senyor

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 8:36 pm - Çarşamba, 17 Şub 2010

Yeni durağımız Sina Cantan Bölgesinde, Bochojbo Bajo isimli bir Maya köyüydü.

Maya köyü dediğimiz yerleri sakın ola ki belirli bir standart dahilinde bulunan / görünen yerler zannetmeyin. Buralar birbirinden epey farklı yapıda yerler. Konuşulan diller bile aynı temelde olsalar da farklı birbirinden. Bir köyle “Şerefe” demeyi öğreniyorsunuz, gidiyorsunuz bir diğerine, şerefe olmuş körefe. Zaten kitle iletişim araçları yardımıyla yayılmayan, gazetede yazmayan, TV’de konuşmayan diller genellikle böyle bir mikro lokallikte ayrışırlar. Bizim oralarda bile dip dibe olan Arhavi lazcasıyla Fındıklı lazcası arasında farklar vardır.

Bu yolculukta laz adı biraz fazla mı geçti ne?

Neyse. San Cristobal’e yakın bir Maya köyünde ilk durağımız bir kadın kolektifiydi.

dsc_30521

Kolektif dediğim; atkıydı, elbiseydi, örtüydü muhtelif bizdeki “kermes” malzemelerinden yapılan bir kadın kooperatifinin satış yeriydi.

dsc_3056

Nur tabii derhal bır bır muhabbete başladı. Biz de Fikret’le bir yandan hayır işlerken bir kısım hediye olayını aradan çıkaralım dedik. Zaten Nur 7 aydır buralarda sürttüğü için alışveriş yapan kanadı erkekler, pazarlık yapan kanadı da Nur oluşturuyor. Kanadı yamuk bir kartalımız var vesselam.

dsc_3055

Velhasıl fazla kaptırdık kendimizi acayip acayip elbiselere. Olay giyinip pozlar vermeye girince muhabbet de harlandı ister istemez. Muhabbet harlandıkça biz ısındık, biz ısındıkça canımız rakı çekti :)

dsc_3059

E, araba filan da kullanmadığımıza göre kim tutar bizi?

Gidelim bir köy lokantasında kuralım çilingiri dedik.

Sorduk, dedik ki “yinge şöyle yakışıklı, manzaralı, yerli filan bir lokanta de hele bize rakı içeceğiz” dedik.

Yinge “Rakı ne ola ki?” dedi.

Biz gururla, “Aslanlar içer bunu Türkiye’de. Aslanlardan sağılır hem de” dedik. “Nasıl yani?” dedi :)

“Yok yok Turkopoş bu Turkopoş”

Turkopoş adını duyunca aldı bir gülme Soledad’ı. Ki bu şekilde çağırıyorlardı benim “Yinge” dediğim hanımı.

dsc_2981Ve kaçınılmaz son. Yemeğe davet edildik. Bu kadar sempatik hanımı bir arada bulmuşuz, kaçırır mıyız? Hafif nazlanıyor gibi yaparaktan yanaştık ince ince.

İkisi Maria ve biri Juana’dan ibaret ev halkına selam vererek çömdük eve.

18-19’unda filan iki arkadaş olan Maria’lar pek utangaçtı başlangıçta. İçtikçe açıldılar tabii :)

dsc_2954-1

Maria’lar ateşin iki başında tortilla yapıyorlardı. Sofra çoban salata, yoğurt, öğütülmüş bal kabağı çekirdeği, ev yapımı domuz sucuğu, peynir, ve üç farklı çeşit acı sosuyla gerçek bir rakı sofrası haline geliverdi. Biz de onların yaptığı sıcacık tortilla’ların içine bunları sürdük sürdük yedik. Tabii ben zavallı domuzların sucuğunu höpürdetme işini diğerlerine bıraktım.

dsc_3013

İster istemez rakıyı da getirip orta noktaya yerleştirdik. Nasıl içildiğini, rakının, pardon turkopoş’un ne olduğunu filan anlatan standart prezentasyonumuzu yaptık.

dsc_2955

Bu arada nihayet ağzına götürmesiyle bitirmesi arasında saniyeler geçmeyen, nispeten normal Mayalar bulmanın dayanılmaz sevinciyle dayandık rakıya.

dsc_2964

Kadınların üçü de sevdi rakıyı. Maria’lar hızlarını ayarlayamadı. Birbirlerine bakarak ve bize kıkırdayarak bi ayar çekmeye çalıştılar. Ama tabii alışık olmayan bardakta rakı durmazmış, ikinci Maria bir miktar daha hızlı gitti :)

dsc_2974

dsc_3011

dsc_2952Bu arada EZLN’den gelen telefon Nur’un bir miktar keyfini kaçırdı. Zapatistler onu reddetmişti. Gerekçe okulda eğitime ara verilmiş olması ve eğitimin tekrar ne zaman başlayacağının bilinememesiydi. dsc_3036Biz daha çok Nur’un alışıldık şekilde, yani belirli bir organizasyon dahilinde gelmemesine bağladık bu sonucu. Ama Manuel, düzeltti. Son 10 gündür enteresan şeyler olduğunu ve daha enteresanlarının da beklendiğini, bu sonucun Nur’u korumak amacıyla olması olasılığının çok daha kuvvetli olduğunu anlattı.

Biraz rakı biraz muhabbet derken kıvama gelmiş ve tok bir şekilde ayrıldık evden. Malum karnaval zamanı. Yine her yer ayin, her yer ritüel.

Bochojbo Bajo’dan Bochojbo Centro’ya geçtik. Yani, Aşağı Bochojbo’dan Merkez Bochojbo’ya.

Karnaval vakti ya, cadılar bayramı hesabı kılık değiştirmiş çocuklarla doluydu köy. Her cinsten “hortlak” kılığındaki bu çocuklar ihtimal kötü ruhlarla kovalamaca oynuyorlardı. Her ne yapıyorlarsa çok eğlendikleri kesindi. Biz de çok eğlendik. Civarda bize poz veren bir onlar vardı. Her zamanki gibi “foto yasağı” bölgesindeydik çünkü. Biz de bol bol maskeli çocuk fotoğrafı çektik.

dsc_3069

Bir başka grup gördük ve takıldık peşine. Yine klasik şamanik rengarenk giysileriyle din adamları, maminler, ve elbette her daim ellerinden bırakmadıkları içkileri, poş.

Biz de takıldık peşlerine, feneralayı hesabı 40 dakika kadar yürüdük. Ayin kafilesi de, evlerin kapılarından pencerelerinden dışarı bakan köy halkı da pek fotoğrafikti. Tabii Fikret’e ancak dudaklarını kemirmek kaldı. Fotoğrafları yine ancak zihinlerimize çekebildik.

Bu seferki ayin de çok etkileyiciydi. Kapıdaki Rafael ile sohbet ettik bir müddet. Rafael’in kapıda beklemesinin sebebi kolluk kuvvetlerini temsil etmesiymiş. Yani, bir maraz çıkarsa düzeltecek insan oymuş. “Nasıl” dedik. “Hakikaten bir sorun çıkarsa gidip müdahale mi ediyorsun?”

“Hayır” dedi Rafael. “Bir sorun çıkarsa gelip bana anlatıyorlar. Zaten sorunlar güzel anlatılırsa anlatılırken çözülürler”.

Rafael’in bu bilge tavrı bana Momo’yu hatırlattı. Momo’yu bilenler ne demek istediğimi anlayacaktır.

Nitekim poşu fazla kaçırmış bir kardeşimiz arabasını bir başka poşlu kardeşimizin arabasına dokandırınca Rafael’e iş çıktı. Rafael’in olayı çözmesi saniyelerini aldı :)

Söylemeye gerek var mı bilmiyorum, Rafael’in bütün bu rolü elbet sembolikti. Bu kadar naif ve kafası güzel bir kolluk kuvveti düşünemiyorum netekim.

İçerisi yine fotoğrafsız, yine şahaneydi. Daracık bir yerde her zamanki gibi müzik, tütsüler ve poş vardı. Korktuk rakıyı çıkarmadık. E stoğumuz azalıyor ne yapalım? Bir de eksik olmasınlar sünger gibiler maaşallah.

Arabamıza binecekken daha büyükçe bir ibadet alanına çağırıldık. Ben bunlara ibadet alanı diyorum. Belki şapel diyenler de vardır. Formal olarak hristiyan alanları olsalar da bildiğimiz hristiyanlıktan oldukça uzaklar. Bu yüzden en azından bu küçük olanlarına şapel yahut kilise demeye dilim varmıyor. Çoğu evinin bir köşesine yapılmış kimi geçici kimi kalıcı ibadet alanları.

Bu sefer sahalarda yapılmaması gereken hareketlerden birisini daha yaptık ve yine rakıyı çıkardık. Şöyle ki, dünyanın en sevimli kadınlarından birisi bize poş ikram etti. Biz de turkopoş içtiğimizi karıştırmak istemediğimizi anlattık. O da şöyle şöyle içerseniz güzel duygularla yudumlarsanız sarhoş etmez dedi. Biz civardaki sarhoşların o şekil içmediğine emin bir şekilde “siz turkopoşu bilmezsiniz, tersi pis olur” dedik. Kadıncağız bu kadar tahrik unsuru ardından ne dedi dersiniz: “Getirin şu turkopoş neymiş görelim”.

Biz de kuzu kuzu getirdik. Gerisi beklenen son: 10 dakikada 1 litre rakı daha bitti.

Güzel güzel güzelleşmişken San Cristobal’e dönme vaktidir dedik ve yollandık.

Akşam planımız Mariachi’leri dinleyerek rakı içmekti. Ama kısmet olmadı. Nur’un alanına girip spritüelinden sayıklayasım var: Rakı bir miktar kendi rotasını çiziyor.

Önce bir restorana gittik. Otantik olayım diye bir miktar kasmış, böyle nasıl diyeyim “turiste şark köşesi” kıvamında gibi geldi başta bize restoran. Fakat civarda tezgah açmış sanatçıları arkadaş edinip kendimizi nazik garsonların ellerine bırakıp rakıyı da açınca ambiyans değişti elbet.

dsc_31211

Burada bir miktar rakı balık yapıp, yeni arkadaşlarımız Memo (gerçekten burada böyle bir isim var) ve adını şu an hatırlayamadığımız arkadaşımızla San Cristobal, İstanbul, Zapatistalar ve hayatın derin manası üzerine sohbet ettik.

dsc_3118

dsc_3135

Derken ortama giren Gabriella ve Viri hanımefendiler rakıdan “bir yudum alıp beş dakikaya” kalkacaklardı. O da ne? Bu rakı muhteşem ayol. Hadi birer duble daha koyalım. Derken bır bır muhabbeti harlayıp Mariachi alanında buluşmak üzere otelimize yollandık. Artık Manuel de kafayı çekmeye başladığı için arabayı terk ettik tabii.

dsc_3138

Mariachi alanındaki Mariachilere şarkı başına para ödeyip çaldırma formatına pek bayılmadık. Dedik ki, biz şu köşede inceden demlenelim.

dsc_3171

Önce yanımızda sadece Memo ve Manuel vardı. Derken Viri ve Gabriella yanlarında iki arkadaşlarıyla daha geldiler. California’nın hemen altındaki Meksika topraklarından gelen Anahis ve programımıza taa Sevilla’dan katılan Carmen…

dsc_3174

Burada 2012 mevzuundan hippi turistlerin gelip üç otuza satış yapmalarının kira ödeyen yerel hadiseyi nasıl etkilediği sorunsalına kadar pek çok derin konuda kıkırdaşarak muhabbet ettik. Muhabbet de rakı da şahaneydi.

dsc_31811

dsc_3213

dsc_3209

dsc_3190

dsc_3229

dsc_3230

dsc_3233

Son dublelerimizi yudumlarken hepimizi kopartan gelişme vuku buldu. Meksika polisi bir ihbar almıştı. Olay yerinde bir Türk içkisi içiliyordu.

Polis yanımıza gelip aynen şunu dedi: “Burada bir Türk içkisi içiliyormuş, ihbar aldık”

Biz bu büyük suçun failleri olarak suçlanmaya teşebbüs ettik. Ama pek beceremedik ve gülerek boş şişeyi gösterdik, geç kaldıklarını söyledik. Polis de baktı asayiş berkemal bir miktar sohbet edip iyi geceler dileyip gitti.

11 yorum »

783

Yorum yazar dilek özgen

17 Şubat 2010 @ 21:24

okuması da fotografları seyretmesi de çok güzel çok.. iyi ki gittiniz, sanki ben de oralarda dolanıyo gibiyim

784

Yorum yazar melda

17 Şubat 2010 @ 23:49

Henüz yazının tamamını okumadım fakat bana hemen biriniz o ilk fotoğraftaki ayçiçekli şeylerden aldığınızı söylesin. Çabuk.

785

Yorum yazar tamer

18 Şubat 2010 @ 03:39

yeter uleeen işkence de bir yere kadar… yeni zelanda’ya gidecem, Welington’a üç kasa rakıyla

791

Yorum yazar deniz

19 Şubat 2010 @ 05:06

of offf..

793

Yorum yazar nükhet (fikret'in kardeşi)

20 Şubat 2010 @ 02:22

valla o pazaryerini görünce benim de pazarım geldi :) abiiiii, aldın mı bişeyler?

795

Yorum yazar YİĞİT

20 Şubat 2010 @ 09:24

Heyecanla bekliyorum yazıları , kendim geziyor gibiyim sanal yoluyla.

Ben de isterdim böyle bir blog yaratmak bu memlekette. Ama ne yazılacak bir konu, ne konulacak bir görüntü bulabildim hala Asya’nın orta göbek dünyasında kalmış bu memlekette.

Saruman tarzı bir adam var başta , orta dunyayı da bulutlar ile kaplamış vesselam:) Ama bu taraflara yolunuz düşerse, hani şu delinen dağlara bakalım, nasıl eritmişler falan diye iştahınız kabarırsa beklerim.

Bir dahaki gezide Yeni Rakı sponsorluğu dileğiyle…

Hoş beş kalın , gezin görün eğlenin ..

808

Yorum yazar hdenizb

21 Şubat 2010 @ 15:33

aceba niye cep tlf.nuzla çaktırmadan photo çekmiyosunuz..ritüel esnasında telf.konuşma terbiyesizliği yapmamak için mi dürüst davranmak için mi her ikisi de mi d)hiçbiri mi?

811

Yorum yazar emel

23 Şubat 2010 @ 00:09

Güzel insanlar, bu rotanız bitmeden ben bir sonraki rotanızı merak etmeye başladım bile. Fotolar ve yazılar harika. İnsanlar çok güzel. Renkler çok güzel. rakı zaten güzel….

813

Yorum yazar Nalan Başaran

23 Şubat 2010 @ 13:27

ne ihmal edecem yaa!!
canım çekiyo, bi yerlerim şişmesin diye uzak kalıyorum:)

842

Yorum yazar Hasan

26 Şubat 2010 @ 13:58

Şerefe deseydiniz :)

843

Yorum yazar Murat

26 Şubat 2010 @ 14:00

yemekler nasıl meze niyetine?

RSS ile yazılara yapılan yorumları takip edin. Sitenizden geri izleme yapın

Yorum yap

XHTML: Kullanılabilir etiketler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>