online ordering of meds order zovirax mail order, order cheap medications here without a prescription order flagyl no visa without rx, ordering generic medications online premarin generic, buy cheap viagra and cialis online - get your discount medicine online arimidex, buy cheap generic medications online buying neurontin over the counter, order online generic and brand medications doxycycline sale, buy cheapest medications with overnight delivery ordering lasix online without a prescription, cheap canadian pharmacy online overnight baclofen cod, generic medications online ordering norvasc prescription, order online generic and brand medications buy diflucan with no perscription, buy cheap generic medications online generic wellbutrin sr online

Pasifik Kuralları: Sarı gördün, yüz. Kırmızı gördün, rakı iç.

Kategori: Marduk 2012 — Nur - 6:43 pm - Çarşamba, 10 Şub 2010

Sevgili ehlikeyif,

Biz şu an, ayıptır söylemesi Pasifik’e karşı sahilde pina colada içip güneş yanıklarımızı tartışıyoruz : ) Fikret tarçınlı pina colada’nın su katılmış boza olduğunu, Metin de üstün ırk Lazlara güneş işlemediğini savunuyor. Arkamızda oturan İsviçreli çakma hippie’ler de çok kötü mandolin çalıp sinirlerimizi bozuyor.

dsc_26651

Sahil kasabası Zipolite’deyiz. Burası; dünyanın çeşitli yerlerinde aynısı bulunan, kumsalı beyaz, çıplak Avustralyalısı bol, yerli halkının gözü tok bir tatil beldesi… Standart muhabbet içeriği “Hemşerim sen nerelisin? Kaç zamandır geziyorsun? Son rainbow’a gittin mi?”den oluşuyor.

Dün biz teoride Oaxaca yakınlarında bir köye çıkıp, dedikoduya göre John Lennon’un, Bob Dylan’ın filan feyz aldığı şamanın kızıyla tanışacaktık. Sonra baktık ki, o köy beş saat uzaklıkta ve rotamızla alakası sıfır. Vazgeçtik, kıyı şeridine doğru yollandık.

img_3177

Köylüler açıkta bidonla benzin satmıyor olsa, kıvrım kıvrım Meksika yollarında bir güzel yolda kalıyorduk. Kalmadık; bir de üstüne Rosticeria tabir edilen bir mangalcı bulup karnımızı doyurduk.

dsc_2645

dsc_2649Mangalcı teyze, beni evlat edinip Metin’le Fikret’i azarladı: “Bunlar çok tatlı çocuklar, ama et yemeden (Metin) peynir yemeden (Fikret) Meksikalı olunmaz.” Senyora beğenmese de daha ilk haftadan müthiş bir Meksikalılaşma eğilimi var adamların. Türkçe konuşa konuşa şahane anlaşıyorlar.

Misal 1:

Metin: Teyzecim o portakalı nasıl sıkıyon?

Teyze (İspanyolca): Makinayla sıkıyorum oğlum.

Misal 2:

Metin: Şurda duralım da su alalım yahu.

Fikret: Agua diyecen, por favor diyecen, göz teması kuracan.

Durup su alıyoruz.

Fikret: Muças gırasyas amca, hayırlı işler.

Amca (İspanyolca): Sen sağol evladım, size de iyi yolculuklar.

img_31711

Öyle ki, yolda kara fasulye beyinli GPS’imiz Juan Carlos’un kafası karıştığında ben camı açıp kamyonculara bağırmayı kestim artık. Metin doğrudan Türkçe, el kol işaretleriyle derdini anlatıyor. Korkutulduğumuzun aksine de Meksika’da öyle yol kesen haydut maydut yok şimdilik. Hep çok yardımsever, güleryüzlü insanlar var. Tek sorun, yolda şoförün uykusunu açacak düzgün kahve bulamamak.

dsc_2653

En son durduğumuz okyanus manzaralı dağ köyünde Fikret’le ben sıcak çikolata söyledik. Önümüze bir tabak ekmek ve yanında kaşığı ile çorba kasesinde sıcak çikolata geldi. Filtre kahvesini bekleyen Metin, bizle bir güzel dalga geçti. Sonra ona da aynı model, bir kase suyun içine bir gram kahve servis edildi. Şoför Metin de mecburen susup ekmeğini kahveli suyuna bandı. Kendisini açıldığına ikna edip, tekrar bitmek bilmeyen virajlı yollara koyulduk.

Virajlar neyse de, sevgili Meksika Karayolları’nın E-5’in ortasına beş kilometrede bir hız tümseği koyma alışkanlığına bir türlü alışamadık. Her hopladığımızda koro halinde İstanbullu taksici küfürleri sıralıyoruz “vibrador”lara da, yapımında emeği geçenlere de. Dağları tümsekleri aşıp Zipolite’ye vardığımızda ilk iş kendimizi bir pansiyona attık. Sonra da birer duble yorgunluk rakımızı koyduk.

dsc_2660

img_3206Üç aydır 3000 metrenin altına inmemiş olan bendeniz, vardığımız yer konusunda çok mutluyum. Ayaklarım terlik, sırtım güneş gördü diye zıp zıp geziyorum. Lakin bu eleştirel adam ikilisi söyleniyor. Fikret “Burası Meksika değildir” diye tutturdu. Metin de sarsılmaz bir inançla kendini Hindistan’da Goa’da zannediyor. Peso yerine Rupi, tortilla yerine çapati, motorsikletten bozma mototaksilere de rikşa diyor. Bugün bir de Goatrance partisi davetiyesi aldık, tam oldu :)

img_3205

Tabii ikisinin de bütün söylenmesi bugün hamaklara yatıp ellerine birer kitap alınca anında kesildi.

img_3197

img_3192Yeterince yayıldıktan sonra, plajdaki boğulma riskini gösteren bayrağın sarı rengine güvenip aynen denize atladık.

img_3207

Burada plajdaki bayraklar trafik ışığı mantığıyla işliyor. Kırmızı: “Kesin boğulursun, en iyisi hamakta yatmana devam et” Sarı: “Boğulabirsin, dikkatli yüz” Yeşil: “Yüz koçum, birşeycik olmaz.” Yalnız sarıyı da ciddiye almak gerekiyormuş. “Ben Laz’ım; boğulmam” argümanı Metin’i birkaç takla atıp bolca su yutmaktan kurtaramadı netekim :)

dsc_2658

Bu turistik günün ardından, şu anki niyetimiz sakin bir gece geçirip sabah erkenden yola düşmek.

dsc_2697

Rakı sonrası ek: Zipolite’deki son gecemizde etrafta Meksikalı olmadığı gerçeğini kabul edip uluslararası sosyalleşme ortamına adapte olduk.

dsc_2707

Sahilde çalıp söyleyerek parti moduna geçtik. Yeni arkadaşlarımıza “Bırakın biraları bizde mucizevi bir şey var” deyince ortam iyice şenlendi.

dsc_2711

El Salvadorlu’sundan Fransız’ına, ortamdaki herkes rakıyı hemen benimsedi. Biz de kendimizi sırt çantalı gezgin muhabbetine bıraktık. Ben en son Amerikalı Steve’e şöyle bir şiir okuyordum:

“Rakı with ice,

Goes down very nice.

When you put it in your glass,

You feel first class.”

dsc_2715

Yalnız, bir şişe rakı bitip de millet sormaya devam edince kaçmak zorunda kaldık. Paylaşmak güzel elbet, ama bizim daha içecek çok yolumuz var :)

Yarın hayırlısıyla Meksika’ya geri dönüyoruz. Varınca haber ederiz.

Sevgiler, saygılar,

Nur.

5 yorum »

749

Yorum yazar gökçen

10 Şubat 2010 @ 19:03

Selamlar ehlikeyif insanlar:) hatırladınızmı bilmem ama hani meksika vizenizi benden almıştınız bi slm edeyim dedim.

Bu arada Nur, Rakı şiirine bayıldım bilimum yerlerde çalarak kullanmak ortamlarda bir numara olmak istiyorum. Doya doya gezin küfelik olana kadar rakı için:)

751

Yorum yazar admin

11 Şubat 2010 @ 03:18

Sevgili Gökçen, sağ olasın, vizeden çok memnunuz… Meksika’ya 10 litre rakıyı bile rahatlıkla soktuk. Şimdilik küfelik olmadan devam ediyoruz. Bizden de selamlar…

752

Yorum yazar Durukan

11 Şubat 2010 @ 04:21

Yol yazısı yazmak maharet ister. Hem ortamı anlatacaksın sıkmadan, hem halet-i ruhunu vereceksin damardan, hem sırıttıracaksın yüzleri, hem de yaşlandıracaksın gözleri gerektiğinde. Hepsi var, bi’ de üstüne yurtdışında olup da aklına rakı geldikçe kendini “Abi bi’ rakı yapalım” diye kendi kendine konuşurken bulan birisini kıskandırmadan imrendirmek var.

Şiirdeki doğaçlama da 30’lardaki delta blues’culara kafa tutar bu arada. Gezin tozun, muhabbetiniz baki kalsın.

Yoldakilere selam olsun =)

753

Yorum yazar erkan34

11 Şubat 2010 @ 16:58

Yapmayı isteyip de “hadi canım bu da ne biçim hayal” dediğim şeyleri gerçekleştirmişsinz (: resimlere bakıp sizinle yollara düştüm bende önerin için tşk. büşra (:

757

Yorum yazar Pınar

12 Şubat 2010 @ 04:34

Ağzınıza sağlık, karlı Berlin’den çıkıp oralara gittik sayenizde, sarı bayraklı sularda dikkatli dikkatli yüzdük, odamıza kadar getirdiniz oraları, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz… Meksika’ya varınca haber edin, merakta komayın bizi.

RSS ile yazılara yapılan yorumları takip edin. Sitenizden geri izleme yapın

Yorum yap

XHTML: Kullanılabilir etiketler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>