Abiye grasyas de bakayım
Nur geldi ya, doğrudan çocuk fazına geçtik Fikret’le. Elimizden tutup yemeğimizi yediriyor, gezdiriyor sağ olsun. Sayesinde “onu yeme, bu şudur, şuradan tut.. abiye grasyas de” şeklinde komutlar var hayatımızda

Burada neredeyse kesintisiz olarak yağmur yağıyor. Muson Hindistanı gibi. Belki de o yüzden paralarına da ağız sürçmesi Rupi deyip duruyorum. Hem yağmur, hem de araba kiralama işinin bela çıkması kafamızdakilerin bir bölümünü, örneğin Osmanlı saat kulesinin altında rakı içmeyi dönüşe bırakmamıza yol açtı.

Burada Alameda Central adında, bizim kısaca Central Park dediğimiz enfes bir park var. Enfes ama işte bir miktar “Türk işi”. Bizde nasıl çimlere bastırtmazlar. Bunlar abartmışlar, güvenlik bantıyla çevirmişler araziyi. Üstelik çim de yok arazide (edit: Gökçe okuyup uyardı ki, “bence yeni tohumlamışlardır oraları” diye.. pek haklı sanki. Meksika belediyesinden kendilerine düşünmeden çamur attığım için özürü borç bilirim). Parkta rakı içmeye vaktimiz yoktu. Para toplayan ve her nasılsa mükemmel İngilizce konuşan performans dilencisi arkadaşımıza rakı ile poz verdirmeyi de ihmal etmedik.

Tülay, 5,5 yıldır burada, Ercan’la beraber turizm işi yapan, Büyükkeyif.com üyesi pek sempatik bir arkadaşımız. Güney Amerika’nın muhtelif yerlerinde şubeleri olan ve Türkiye başlarda olmak üzere pek çok ülkeye buradan turist gönderen Mega Turizm adında bir şirketleri var. Tülay sağolsun bizi enfes ve otantik bir “Kantina”ya götürdü. Biz de böylece alkol açılışımızı tekila ile yaptık ister istemez.

İlk tekila maceramızda memlekette bu konuda epey köylü olduğumuzu öğrendik. Öyle shot bardaklarda parmak yalayıp tuz döküp limon ısırarak artiz artiz içme fasilitesini dün yapaydık maazallah; kantina halkını epey eğlendirirdik. Tekilayı burada daha uzun parmak bardaklarda yahut bildiğiniz konyak bardağında ve yudum yudum içiyorlar. Öyle hötönk diye tamamını devirmece yok yani. Yanında da (rakının yanındaki su yahut şalgam suyu misali) baharatlı, domates temelli “virgin mary” benzeri birşey içiyorlar.

Bu “minik” ihaneti (Nur’un Türkçe işitme ve konuşma özleminin de yardımıyla) otelde yarım litre Yeni Rakıyı ezmek suretiyle telafi ettik.
Burada bir antropoloji müzesi var.. ki çok mızıldandım gitmemek için. Ekibin entelektüel kanadını oluşturan Nur ile Fikret de Maya’ydı Marduk’tu kandırıp götürdüler beni. Lakin gidince pek sevdim. Çorba içmem diye tutturup sonra iştahla höpürdeten çocuklar gibi hissettim kendimi.

Devasa ve çok seksi bir müze DF Antropoloji Müzesi. Neredeyse bütün yazıların İspanyolca olmasına epey küfür ettiğimi söylemekle yetineyim.

Müze ve Mayalar konusuna daha sonra Nur ve Fikret döner… Şimdilik birkaç fotoğraf koyalım geçelim.


Burada tuhaf bir adet olarak yemeklerden sonra jöle yiyorlar. İnsan insana jöle yedirmez bence. Lakin öğle yemeğinde menü dahilinde verdikleri jöle anasonluydu. Kan çekti, yedik ister istemez.

Akşam Ercan’ın evinde mükellef bir rakı sofrası vardı.

Şahaneydi. Karnıbahar kızartması, yaprak sarma, barbunya, beyaz peynir, kızartmalar, yeşil fasülye ve daha neler neler vardı. Misakı milliye 10 küsür bin km’deki bu şapka uçurtucu masa en çok Nur’un şapkasını uçurdu tabii. 7 aydır rakı içmeyen, Türkçe müzik dinlemeyen, Türkçe konuşmayan Nur, doya doya bir hal oldu.

Fikretim Beklerim ve ben de ister istemez alkol almışız bir miktar. Her rakı sofrasında olduğu gibi biraz memleket kurtarıp, biraz felsefe, biraz da dedikodu yaptık. Bir miktar sanat filan da konuşmaya çalıştık ama malumunuz alışık olmayan masada sanat durmazmış.


Mexico City’de araba kiralayasınız varsa uzun uzun koka yaprakları çiğneyin. Sonra limonlu ıhlamur yahut adaçayı içerek kendinizi iyice gevşetin. Ayak masajı, spa, reiki, yoga, meditasyon yün tüy de belki işe yarar. Çünkü çok sinir bozucu bir iş. Bir kere aynı firma ile her konuştuğunuzda başka fiyat alabiliyorsunuz. Nur telefonda o kadar uzun konuştu ki geçen zamanda günlüğü 130 peso olan GPS’i için kampanya başladı ve 50 pesoya düştü fiyatı. Lakin Nur’un kuvvetli çenesi ve az vakitte edindiği engin kiralama tecrübesi sayesinde nihayet bir Jetta marka arabaya üstelik süp’per makul koşullarda kavuştuk. Birazdan da ayağımızı yerden keseceğiz onunla bir beş on bin km diye umuyoruz :))