online ordering of meds order zovirax mail order, order cheap medications here without a prescription order flagyl no visa without rx, ordering generic medications online premarin generic, buy cheap viagra and cialis online - get your discount medicine online arimidex, buy cheap generic medications online buying neurontin over the counter, order online generic and brand medications doxycycline sale, buy cheapest medications with overnight delivery ordering lasix online without a prescription, cheap canadian pharmacy online overnight baclofen cod, generic medications online ordering norvasc prescription, order online generic and brand medications buy diflucan with no perscription, buy cheap generic medications online generic wellbutrin sr online

Abiye grasyas de bakayım

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 7:44 pm - Perşembe, 04 Şub 2010

Nur geldi ya, doğrudan çocuk fazına geçtik Fikret’le. Elimizden tutup yemeğimizi yediriyor, gezdiriyor sağ olsun. Sayesinde “onu yeme, bu şudur, şuradan tut.. abiye grasyas de” şeklinde komutlar var hayatımızda :)

dsc_18981

Burada neredeyse kesintisiz olarak yağmur yağıyor. Muson Hindistanı gibi. Belki de o yüzden paralarına da ağız sürçmesi Rupi deyip duruyorum. Hem yağmur, hem de araba kiralama işinin bela çıkması kafamızdakilerin bir bölümünü, örneğin Osmanlı saat kulesinin altında rakı içmeyi dönüşe bırakmamıza yol açtı.

dsc_18471

Burada Alameda Central adında, bizim kısaca Central Park dediğimiz enfes bir park var. Enfes ama işte bir miktar “Türk işi”. Bizde nasıl çimlere bastırtmazlar. Bunlar abartmışlar, güvenlik bantıyla çevirmişler araziyi. Üstelik çim de yok arazide (edit: Gökçe okuyup uyardı ki, “bence yeni tohumlamışlardır oraları” diye.. pek haklı sanki. Meksika belediyesinden kendilerine düşünmeden çamur attığım için özürü borç bilirim). Parkta rakı içmeye vaktimiz yoktu. Para toplayan ve her nasılsa mükemmel İngilizce konuşan performans dilencisi arkadaşımıza rakı ile poz verdirmeyi de ihmal etmedik.

dsc_1836

Tülay, 5,5 yıldır burada, Ercan’la beraber turizm işi yapan, Büyükkeyif.com üyesi pek sempatik bir arkadaşımız. Güney Amerika’nın muhtelif yerlerinde şubeleri olan ve Türkiye başlarda olmak üzere pek çok ülkeye buradan turist gönderen Mega Turizm adında bir şirketleri var. Tülay sağolsun bizi enfes ve otantik bir “Kantina”ya götürdü. Biz de böylece alkol açılışımızı tekila ile yaptık ister istemez.

dsc_1904

İlk tekila maceramızda memlekette bu konuda epey köylü olduğumuzu öğrendik. Öyle shot bardaklarda parmak yalayıp tuz döküp limon ısırarak artiz artiz içme fasilitesini dün yapaydık maazallah; kantina halkını epey eğlendirirdik. Tekilayı burada daha uzun parmak bardaklarda yahut bildiğiniz konyak bardağında ve yudum yudum içiyorlar. Öyle hötönk diye tamamını devirmece yok yani. Yanında da (rakının yanındaki su yahut şalgam suyu misali) baharatlı, domates temelli “virgin mary” benzeri birşey içiyorlar.

dsc_1899

Bu “minik” ihaneti (Nur’un Türkçe işitme ve konuşma özleminin de yardımıyla) otelde yarım litre Yeni Rakıyı ezmek suretiyle telafi ettik.

Burada bir antropoloji müzesi var.. ki çok mızıldandım gitmemek için. Ekibin entelektüel kanadını oluşturan Nur ile Fikret de Maya’ydı Marduk’tu kandırıp götürdüler beni. Lakin gidince pek sevdim. Çorba içmem diye tutturup sonra iştahla höpürdeten çocuklar gibi hissettim kendimi.

dsc_2030

Devasa ve çok seksi bir müze DF Antropoloji Müzesi. Neredeyse bütün yazıların İspanyolca olmasına epey küfür ettiğimi söylemekle yetineyim.

dsc_2017

Müze ve Mayalar konusuna daha sonra Nur ve Fikret döner… Şimdilik birkaç fotoğraf koyalım geçelim.

dsc_2037

dsc_2049dsc_2064Burada tuhaf bir adet olarak yemeklerden sonra jöle yiyorlar. İnsan insana jöle yedirmez bence. Lakin öğle yemeğinde menü dahilinde verdikleri jöle anasonluydu. Kan çekti, yedik ister istemez.

dsc_1933

Akşam Ercan’ın evinde mükellef bir rakı sofrası vardı.

dsc_2079

Şahaneydi. Karnıbahar kızartması, yaprak sarma, barbunya, beyaz peynir, kızartmalar, yeşil fasülye ve daha neler neler vardı. Misakı milliye 10 küsür bin km’deki bu şapka uçurtucu masa en çok Nur’un şapkasını uçurdu tabii. 7 aydır rakı içmeyen, Türkçe müzik dinlemeyen, Türkçe konuşmayan Nur, doya doya bir hal oldu.

dsc_2082

Fikretim Beklerim ve ben de ister istemez alkol almışız bir miktar. Her rakı sofrasında olduğu gibi biraz memleket kurtarıp, biraz felsefe, biraz da dedikodu yaptık. Bir miktar sanat filan da konuşmaya çalıştık ama malumunuz alışık olmayan masada sanat durmazmış.

dsc_2097dsc_2089

Mexico City’de araba kiralayasınız varsa uzun uzun koka yaprakları çiğneyin. Sonra limonlu ıhlamur yahut adaçayı içerek kendinizi iyice gevşetin. Ayak masajı, spa, reiki, yoga, meditasyon yün tüy de belki işe yarar. Çünkü çok sinir bozucu bir iş. Bir kere aynı firma ile her konuştuğunuzda başka fiyat alabiliyorsunuz. Nur telefonda o kadar uzun konuştu ki geçen zamanda günlüğü 130 peso olan GPS’i için kampanya başladı ve 50 pesoya düştü fiyatı. Lakin Nur’un kuvvetli çenesi ve az vakitte edindiği engin kiralama tecrübesi sayesinde nihayet bir Jetta marka arabaya üstelik süp’per makul koşullarda kavuştuk. Birazdan da ayağımızı yerden keseceğiz onunla bir beş on bin km diye umuyoruz :))

3 yorum »

724

Yorum yazar emel garip

04 Şubat 2010 @ 19:54

harika insanlarsınız siz, takipteyiz…

726

Yorum yazar berrak

04 Şubat 2010 @ 21:01

Anasonlu Jöle çok yakışmış tam olmuş, tekila şatlamadığınız da iyi olmuş ulu orta :) iyi eğlenmeler, iyi gezmeler :)

731

Yorum yazar nükhet (fikret'in kardeşi)

07 Şubat 2010 @ 20:45

fikoya iyi bakın. rakısına peynir atmayın… sevgiylekalın…

RSS ile yazılara yapılan yorumları takip edin. Sitenizden geri izleme yapın

Yorum yap

XHTML: Kullanılabilir etiketler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>