Ehlikeyiflerin Mısır’da Marduk 2012 Ön Araştırması…
Ne demiştik; ehlikeyif açısından Marduk 2012 meselesini incelemek için Meksika’ya gitmeden evvel, Mısır’da ön araştırma yapacağız. Neden? Çünkü Mayalar yemeyip içmeyip bugünkü Meksika ve Guatemala’da kocaman piramitler dikerken; aşağı yukarı aynı dönemlerde Kadim Mısırlılar da Nil nehri çevresine piramitler dikmekle meşguldü…

Kahire’ye gitmeden önce, internette -galiba ekşisözlük’te idi-, okuduğumuz bir yorumda “Mısırlıları görünce piramitleri uzaylıların yaptığına inanacaksınız” yazıyordu. Yorumu ırkçı bulup homurdananlar olabilir, ben sadece bilgi olsun diye yazdım buraya… Yani bugünkü “sokaktaki” Mısır halkı, bu yorumu yaptıracak enteresanlıklar sergiliyor. Sanki bütün şehir size birşey satmaya çalışıyormuş hissine kapılıyorsunuz… Almaya niyetlendiğiniz birşeyi ilk söylenen fiyatın onda birine alabiliyorsunuz… Küçük çocuklar bile ellerinde piramit, sfenks vs anahtarlığı, kitap ayracı vb ile “van eyro van eyro” diye peşinizde koşturuyor. Bunlar elbette ehlikeyif takılmak isteyenler için can sıkıcı hareketler. Lakin Mısır’ın Roma Döneminden bu yana 20. yüzyıla kadar bin küsur sene sömürge olarak yaşayıp ancak kendi kendini toparladığını unutmayıp bu bahsi kapatalım. Kapamadan da şu eğlenceli notu ekleyelim: Özellikle güneyde sizin Türk olduğunuzu öğrendiklerinde yılışık bir şekilde “Yavaş yavaş Hasan Şaş” diye sesleniyorlar! Hasan Şaş’ın 2002 Dünya Kupası’nda Brezilya’ya attığı gol şerefine bu laf…

Bizi ilgilendiren bu Marduk, 2012′de gelir de dünyaya çarpar mı teğet mi geçer? Keyfimizi bozacak harektelerde bulunur mu? Maya Piramitlerini ve Mısır Piramitlerini uzaylılar mı yapmıştı? Kahire’de piramitlerde ve sonrasında Nil Nehri boyunca çeşitli Kadim Mısır tapınaklarında yaptığımız uzun ve detaylı araştırmalar sonucunda en azından Mısır Piramitlerini kimlerin yaptığını çözdük. (Kahire, Edfu, Aswan, Abu Simbel dolandığımız yerlerden bazıları…) Cevabı yazının sonunda açıklayacağız. Şimdi sizlerle bir iki fotoğraf paylaşalım:

Mısır’da Nil boyuncu yapılmış sürü sepet tapınak var. Kadim Mısır’a en ihtişamlı dönemini yaşatan Ramses II şahane adammış. Kendisini pek sevdik. Kendi adına kocaman tapınaklar yaptırmış ama daha fazlası ile uğraşmaya üşenip, daha önce yapılanlardaki eski firanvun yüzlerini kazıtıp yerlerine kendi yüzünü resmettirmiş. Hatta heykellerin bile yüzlerini parçalayıp kendi yüzünü kazıtmış. Belli ki ehlikeyifmiş kendisi… Onca savaştan sonra, şöyle ayaklarını uzatıp yatmak istemiş. Ehlikeyifliği yukarıdaki resimden de belli. Firavun heykellerinin bir eli düşmana korku vermek için yumruk halinde diğer eli ne kadar rahat olduğunu vurgulamak için dizinin üstünde yapılırmış. Ama görüyorsunuz Ramses II’nin iki eli de rahatlığını göstermek için dizlerinin üstünde! (Gerçi heykeller yıpranmış ama belli oluyor)

Nil boyunca güneye doğru inerken Feluka denen yelkenlilerle keyif yapma fırsatını da kaçırmadık. Motorsuz olan ve rüzgarla salınarak ilerleyen bu tekneler pek hoş, ancak yeterli rüzgar çıkmayınca motorlu bir başka tekne tarafından önce Nil’in ortasına çekiliyor. Sonra gayet ağır bir şekilde Nil’de dolaştırıyor sizi…

Mısır’a gidilir de çöle çıkılmaz mı? Abu Simbel dönüşü otobüsümüz arıza yapıp da çölün ortasında kalınca; arkadan gelen otobüsü beklerken çölle de tanıştık. Zaten Mısır halkı, Nil Nehri’nin çevresine doluşmuş durumda. Nil’den azıcık uzaklaştığınız anda çöl başlıyor. Yani “rakı içicem, ilaç için su lazım” deseniz, bulamayacağınız yerler var. Çok şükür ki, Nil’den uzaklaşmadığınız sürece rakıya su bulmak kolay.
Bu kültürel tur esnasında Mısırlılara rakı içirmeye teşebbüs edemedik. Karşılaştığımız Mısırlılar pek rakı tatmayı tercih edecek gibi değildi. Mutlaka ehlikeyif Mısırlı da vardır. Ama biz yedi gün boyunca dur durak bilmeden piramit, tapınak, dikilitaş vs gezdiğimiz için onlara ulaşamadık.
Yanımızdaki rakının sonunu turun sonunda Kahire’de bir gece kalacağımız Piramit manzaralı otelimize sakladık. Otelin Piramit manzaralı kafesine oturup çilingir soframızı kurup piramitlerin şerefine kadeh kaldıacaktık. Lakin son akşam o kafeye çıkmayı denediğimizde, kafenin sabah açılıp akşamüstü kapandığını öğrendik ve yıkıldık. Bütün çabamıza rağmen dar zamanda ve o geç vakitte manzaralı kafeye girmeyi başaramadık.

Biz de mecburen otel bahçesindeki masadakalan son rakımızı içip sabah erken ayrılacağımız Kahire’ye veda ettik.

Piramitleri uzaylılar mı yaptı meselesine dönecek olursak, lafı uzatmadan söyleyelim: Hayır uzaylılar değil insanlar yapmış… Bir de ek bilgi iliştirelim; bilmem kaç tonluk kaya blokları firavunun köleleri değil, öldükten sonra firavunlarıyla birlikte cennete gideceklerine inanan halk inşa etmiş. Devasa piramitlere bakıp “kardeşim işiniz gücünüz mü yoktu?” diyecektik ama öğrendik ki, evet işleri güçleri yokmuş. Nil taştığı zamanlar işleri güçleri olmazmış, onlar da tanrılara şükranlarını sunmak için piramit, tapınak falan inşa edermiş.
Sizlere bu satırları Mexico City’deki otelimizden yazıyorum. Mısır kültürü ve piramitleri üzerinde yaptığımız araştırmalar ışığında, şimdi de Meksika kültürünü ve Maya Piramitlerini inceleyeceğiz. Yeni Rakı içmeyi ve bulduğumuz Meksikalılara içirmeyi ihmal etmeyeceğiz. Fotoğrafları ve bilgileri sizlerle sık sık -mümkün olabilirse her gün- buradan paylaşacağız.
Şimdi biraz dinlenip sokaklara döküleceğiz. Şehir bizi beklemekte… Yarın bloğumuza bir göz atmayı unutmayın. Mexico City hakkında ilk izlenimler geliyor… Görüşmek üzere…