online ordering of meds order zovirax mail order, order cheap medications here without a prescription order flagyl no visa without rx, ordering generic medications online premarin generic, buy cheap viagra and cialis online - get your discount medicine online arimidex, buy cheap generic medications online buying neurontin over the counter, order online generic and brand medications doxycycline sale, buy cheapest medications with overnight delivery ordering lasix online without a prescription, cheap canadian pharmacy online overnight baclofen cod, generic medications online ordering norvasc prescription, order online generic and brand medications buy diflucan with no perscription, buy cheap generic medications online generic wellbutrin sr online

Son durak: Chicago

Kategori: Proje 61/16 — Metin - 9:25 am - Pazartesi, 22 Haz 2009

İştahla değerlendirme yapasımız, Chicago filan yazasımız yok esasında. Ama Chicago’yu yarım bırakmış olmanın vicdan azabıyla dalıyoruz çabuk çabuk yazmaya.

Huckelberry Finn’in tuhaf haleti ruhiyesinden sonra Chicago’ya müthiş bir pozitif enerjiyle daldık. Şehrin silueti bile diyor ki, “Gelin canlarım. Gelin paranıza talibim. Size de karşılığını fazla fazla vereceğim.”. Söz dinledik, gittik.

Buraya varışımız kültür şokları silsilesi ile oldu. New York’ta bohem mi desem, entel mi desem, bir acayip etkileyicilikle başladık hayatımıza. Oradan küt diye turistik ama her köşesinden caz fışkıran New Orleans’a düştük. Sonra, güya köylük Delta’da ihya olduk. İnsanlar ehlikeyfin halinden anlamadığı için oralara köylük diyor. Herkes ağzının tadını biliyordu. Çalışmayı sevmiyorlardı. Zamanla bir kavgaları yoktu. Ama çok çok farklıydı her yerden.

Sonra tekrar turistik Memphis’te büyük şehri hatırladık. Blues’cular da bizim gibi ilk orada görüyordu ya hani büyük şehri. Pek değişmemiş ’20’lerden bu yana buralar sanki :p Netekim Muddy Waters’ın kardeşi de buna benzer şeyler söylemişti.

Velhasıl Memphis’ten sonra St. Louis’de iyice büyük şehir havası gördük. Ve hep anlatılan ABD’yi yaşadık: Her şey çok büyük ve sıkıcı. Sokaklarında insanlar yürümüyor. Büyük arabalarıyla işlerinden çıkıp yemeklerini yiyip içkilerini içiyorlar. Oradan da basıyorlar evlerine, bir ellerinde uzaktan kumanda, bir ellerinde bira kutusu.

Bu hayatı bir hafta yaşasam, ötenaziyi düşünmeye başlarım sanırım.

St. Louis’lilerden tekrar özür diledikten sonra (Hani bizde hamamda klip çekilir hamamcılar ayaklanır, kapıcılara laf edilir kapıcılar ayaklanır ya, başka bir yerde öyle değil sanırım. Düşünsenize şurada St. Louis yerine yazdıklarımı Afyon için yazsam başıma neler gelir. Biliyorum ki konuşuyorum :)) Chicago’ya dönüyorum.

Şehre daldıktan sonra şaşkın bir biçimde kendimizi sokaklara attık. Ayaklarımıza karasular inene kadar yürüdük. Yürüdükçe birbirimize gaz verdik, gazı aldıkça yürüdük. Bu şekilde saatler geçti. Sonra bir kısım blues barda sürtüp, daha enerjik blues’ları damardan aldıktan sonra serildik.

Ertesi gün, keyif yine tavan yaptı. O gün o kadar çok şey yaptık ki, yapamadıklarımıza üzülemedik. Sığmayanlar arasında misal bir Foghat konseri vardı ki, sanırım ömür boyu hatırlayacağım. Bir de İstanbul’da Sonic Youth’u kaçırdığıma pek hayıflanmıştım.

Yine yollara vurduk. Bu sefer rakımızla… Lakin geçen zamanda sokakta içmek konusunda yeterince uyarılmış insanlar olarak, konuyu abartmadık. Brooklyn Köprüsü kadar olmasa da köprümüzden geçip, gökdelenlerin arasında birer duble devirdik. Böylece yakıt ikmalini tamamlamış olarak, şehri dere tepe gezmeye devam ettik. Tamamen bilinçsiz bir şekilde Grant Park isimli devasa parka ulaştık. Orada gördüğümüz kalabalığa yollanırken bir de fark ettik ki, millet piknik havasında. Açmış şaraplarını, biralarını kafa çekiyorlar. Derhal pozisyon alıp yeşile yayıldık, çilingirimizi kurduk. Yumruk mezesiyle. Alışkınız :)

Yumruk mezesini bilmeyenlere hemen anlatalım, rakıyı içiyorsunuz, sonra yumruğunuzla ağzınızı siliyorsunuz. Olay bundan ibaret. Evde deneyebilirsiniz.

Meğer Grant Park’ta bir klasik müzik festivali yok muymuş? Yok, bizim şerefimize olmasa gerek ki 75 sezondur yapıyorlarmış. Bedava üstelik.

Müthiş bir ses düzeni, cüretkar şarkılar, şahane bir yorum… Herkes içiyor, herkes nazik, çoluk çocuk piknik havasındalar. Foghat konserini tam olarak o noktada iptal ettik.

Sonrası da çok inanılmazdı. Ben klasik müzikten pek anlamam. Çok sevdiğim besteciler ve eserler vardır. İlk beşe Rachmaninoff’un 3. Piyano Konçertosu girer. Müzik “dım dıdı dım dıdı dım dım” diye girmesin mi 3.’ye. Rakı ve keyif miktarı sür’atle hızlanıverdi. Foghat çook uzaklardaydı artık :)

Epey bir vakit sonra yağmur saldırdı bize. Herkes hötönk diye çekti şemsiyelerini. Biz de öyle kalakaldık, tedbirsiz tedbirsiz. Bir miktar ıslandıktan sonra, ertesi günkü gazetelere geçmemek için yollandık. Zaten konserin sonu yaklaşmıştı.

O gazımızı hiç kesmeyip, soluğu Sweet Home Blue Chicago barında aldık. Mississippi’deki cool abilerimizin yerini bir miktar şarlatanlıkla Side otelleri animasyonu karışık, ama yine de cool abilerimiz almıştı. Yeni abilerimizi/ablalarımızı da takdir edip eğlendikten sonra overdose olmamak için makul bir saatte -sabah üçte filan- mutlu yuvamıza döndük.

Cumartesi günü hafiften dönüş depresyonuyla karışık, kitapçı elmacı filan gezinip siparişleri tamamladık. Lakin kitapçıda yükü de pahayı da biraz abartmış olmanın hüznüyle, İstanbul’a dönüşün hüznünü karıştırdıktan sonra, bir miktar dere bir miktar da göl kıyılarında dolaşıp, bir önceki günün de yorgunluğuyla erken kalkma fikrini birleştirerek 12’de filan yatıverdik.

Son günümüzde erken kalktık. Erken derken, hakikaten erken. 6.30’da. Yarım bıraktığımız yerleri Atılgan yardımıyla turladıktan sonra, göl kenarı turumuz bir miktar hüzünlü oldu. Bir önceki gün, bizsiz eğlenmişler. Hem de nasıl eğlenmişler. Terk ettiklerinden belliydi. Şehrin dibinde, gölün kumsallarında bu kadar eğlenilir mi kardeşim?

Saatler geçirdik orada. Göle girenler, balık tutanlar, koşanlar ve bisiklete binenlere baktık. Biraz muhabbet ettik.

Sonra da bütün günü göl kıyısında, adını hatırlamadığımız bir nevi karnaval alanı ile lunapark karışımı bir yerde geçirdik.

Şu anda uçağa çağırdıkları için gitmek durumundayız, kusurumuza bakmayın. Zamanı ayarlayamadık. Fotoğraflar yarın :)

3 yorum »

121

Yorum yazar Gülhan Berkman Yakar

23 Haziran 2009 @ 14:29

Dediğim gibi Harikasınız … :-)

123

Yorum yazar rengin

23 Haziran 2009 @ 20:37

cok keyifli bir yolculuk oldu benim icinde, sagolun:)

125

Yorum yazar alper cengiz

24 Haziran 2009 @ 16:51

allah gidenden de anlatandan da içenden de razı olsun :)) Not: bu işe çok pis taktım bende hacı olmak istiyorum artık ! herşeyi planlayıp ,yanınıza varıp,gerekli bilgileri alıp elbet giderim o kutsal topraklara :))

RSS ile yazılara yapılan yorumları takip edin. Sitenizden geri izleme yapın

Yorum yap

XHTML: Kullanılabilir etiketler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>