viagra 100mg
buy fast propecia
discount propecia
order viagra online uk
levitra sales
best price viagra
viagra price
cialis canada
drug propecia
online propecia cheap
mail order cialis
generic propecia 5mg
purchase viagra professional
online pharmacy propecia sale
order finasteride
levitra vardenafil
buy propecia for less
viagra usa
mail order viagra
discount brand name cialis
cialis 10mg
erectile dysfunction pill
online levitra sale
cialis europe
sale levitra
overnight delivery viagra
propecia 5mg
cialis professional 100mg
sale propecia
cialis australia
pfizer viagra 50mg online
levitra professional sale
order viagra canada
no prescription viagra sale
canadian pharmacy levitra
cialis usa
order cialis no rx
liquid propecia
levitra for sale
cheap cialis pillstore
order propecia 1mg
best value cialis
free trial of cialis
low price propecia
buy no rx cialis
viagra canada pharmacy
finasteride for sale
mail order viagra
viagra for sale uk
ordering viagra online
buy drug propecia
viagra online order usa

Çekirge doğru yere sıçrar: Chicago!

Kategori: Proje 61/16 — Metin - 9:35 am - Cuma, 19 Haz 2009

Şehirlerin ruhu var sanki. Chicago’yu uzaktan gördük ve kıpırdadık şöyle bir. Daha şehre bakınmadan leziz olduğuna dair bir Facebook status update’i yerleştirdim bile ben misal. Sonra saatlerce yürüdük ki ne görelim: Enfes. Chicago ve biz birbirimizi çok sevdik. Enfes mimari, şahane insanlar, müthiş müzik, süp’per sokaklar, obezite sıfıra inmiş. Hakketen. Güzel kızlar, eğlenen insanlar, yaşayan sokaklar; insan bu kadar kocaman bir şehirden daha ne bekleyebilir ki? Hele Ain’t Saint Louis ve Memphis’ten sonra..

Sanmayın ki, bu yazıda daha fazla Chicago olacak. Durun hele. Yarın yahut öbürgün.

Nerede kalmıştık?

Memphis’teki son günümüzde, erkenden düştük yollara. Tabii heryer kapalı. N’apalım, fotoğraf çekti Fikret, geyik yaptık; gezdirdik kendimizi. Sonra Sun Studios’a gittik, Sam Philips’in. Hani bir yığın blues’cu ve rhythm and blues’cuyu meşhur eden, hepsinden önemlisi Elvis’i yeraltından çıkaran stüdyoya.

dsc_6395

Stüdyo, Allah için Elvis’in etinden sütünden feci şekilde faydalanmış. Herşeyin üzerine Elvis basmış satıyorlar. Olsun. Gerçekten de Sun Studios’dayız ya.

Size şöyle özet geçeyim, kimler burada kayıt / kontrat yapmış: Ike Turner, Howlin’ Wolf, Junior Parker, Little Milton, B.B. King, James Cotton, Rufus Thomas, Johnny Cash, Carl Perkins, Roy Orbison, Warren Smith, Charlie Rich, Jerry Lee Lewis…

Hikaye malum, Elvis tıfıl bir delikanlı olarak gelir, “My Happiness” ve “That’s When Your Heartaches Begin.” isimli şarkıları annesine doğum günü hediyesi olarak kaydeder. Tarihlerden 18 Temmuz 1953′tür. Lakin annesinin doğum tarihi 25 Nisan’ken bu nasıl olur, kimse bilmez. Sorduk, Sun’da da bilmiyorlardı :)

Bu konudaki bir fatal hata da azimle bizim memlekette yapılır. Her Elvis mevzuu olduğunda hikaye yarım yamalak anlatılır. Patladığı şarkı olan That’s All Right Mama’da Mama geçiyor ya.. bizim cin yazarlarımız atlayıp hemen annesine bu şarkıyı çektiklerini iddia ederler. Halbuki bu şarkıyı Elvis daha sonra kaydettiği gibi, bestesi de kendisinin değildir. Arthur Crudup’undur ve ‘40′larda yazılmıştır.

Neyse. Ukalalığımızı da yaptıktan sonra turumuzu anlatalım. Bir toy ve şakacı delikanlı, yaşları 12 ve 70 civarında olan bir grup insanla beraber bize Elvis’i filan anlatarak gezdirdi stüdyoyu. Stüdyo hakikaten etkileyiciydi. Bütün aletler çalışıyordu ve ellemek serbestti. Ben de çekinmedim elledim. Duvardaki aslanım Howlin’ Wolf’un fotosuna doğru Elvis’in mikrofonunu kadrajlayarak sanat fotoğrafı filan bile çektim. Ama Fikret varken tırsarım, yayınlamam buradan.

Tur bitince bizim toy delikanlı batırdı ortalığı. Meğer albümü varmış bir tane ve onu satın almam ve kendisine bahşiş vermem için yalvardı bana. Gerçi genel olarak konuştu o. Ama ne fark eder ki, ben yanımda birisi azarlanıyormuş gibi utandım. Kestiğim tırnakları bile vermedim kendisine bu hareketinden sonra tabii. Bu işin bir raconu vardır. N’apar bizim Delta’lı müzisyenler, koyarlar ortaya tip kovasını, beğenen atar para. Beğenmeyen zaten gider. Beğenmeyenin o köylü müziğe o arkaik mekanlarda katlanmasına olanak var mı?

dsc_6444

Sun Stüdyolarından ağzımızda bir parça ekşi bir tad ve bir miktar heyecanla ayrıldık. Elvis’in mikrofonunda şarkı söyler gibi yaparak fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedik. Turistik hareketler bunlar, ama olsun. Turistik muristik. Kaç kere eller insan o mikrofonu.

Ben, -bir sevgili arkadaşımızın buradan direkman üzerine alınacağı gibi- Elvis’e dudak bükenlerden değilim elbet. Babamızdır, kraldır; çok yaşasındır. Bir tanedir.

Elvis demişken, hemen Greenville’e, Dominick’e dönmek istiyorum. Biz Dominick’lerin evinde kafa çekerken, Dominick Elvis’i canlı seyrettiğini söyledi. Şu ölmeden önceki şişmiş hallerinde seyretmiş. Şişmiş mişmiş, kral hala kral tabii. Almış abimiz iç çamaşırını -kime ait bilmem- fırlatmış. Ve sen çamaşır, git üstelik üst kattan seyreden Dominick’in eline düş. Dominick de önce çamaşıra, sonra aşağıdan çığlık atan kızlara bakmış. Ve çamaşırı kızlara fırlatmış. Hikayenin tam burasında Anne, atlamıştı: Salak, atılır mı o hiç? Yuh. Eh, tam burada da ben atladım ister istemez: Yahu insan kaç kere çığlık atan yüzlerce kıza don fırlatma şansı yakalar bu hayatta? Helal sana Dominick.

Neyse ki tezahüratı Anne değil ben aldım bu tespit üzerine :) Dominick de -ne kadar doğru, ne kadar beni sevdiğinden söyledi bilmiyorum- “Oh be, yıllardır bu hikayeye bok atanlara vereceğim doğru cevabı buldum nihayet”.

Sun Stüdyolarından sonra halt edip tekne turuna gittik. Mississippi’nin şu meşhur çarklı teknelerine bindik. Tabii ki teknede modern bir motor var ve arkaik çark, kendini salıvermiş dereye dönüyor. Yaş ortalaması Sun Stüdyoları’ndakine yakın. Ortalarda kimse yok. Ya 60+ ya 5+, yani torunları. O Memphis’e doluşmuş çocukların annesi babası nerede bilemedik.

dsc_6517

Çocuklar,  Fikret ve benimle aynı fikirde. Durum bir çin işkencesi ve 1,5 saat sürüyor. Çamurlu sularda giden, saçma sapan bir tur. Zevzek bir siyah hiç merak etmediğimiz hikayeler anlatıyor. Nineler çocukları çekiştirip, “Bak çark nasıl dönüyor” diye gösteriyor, çocuklar ağlamaklı. Biz ağlamaklı. Neyse, Fikret yeterince yakınmıştı bundan. Bir de ben mızıldanmayayım. Tam parmağımı gözüme sokup kendime zarar vermeye başlayacaktım ki tur bitti.

dsc_6611

Kıyıya çıktıktan sonra Graceland’a şöyle bir bakıp, hah bu da Elvis’in uçağıymış filan deyip yollandık geri Beale Street’e. İşte, n’apalım, sonra o bar senin bu bar benim sürttük. Ortamda sıfır rakı havası.

dsc_6641

Geceyi geçirdikten sonra seherle ve yeni umutlarla birlikte St Louis’e uzadık.

dsc_6659

Yol uzun. Teresa habire bizi modern otoyollara çekmeye çalışıyor. Biz ise azimle Highway 61′deyiz tabii. Highway 61 küçüldükçe küçülmüş. Mazlum kalmış. Eğlenceli bir yolculuktan sonra, sırf adına tav olduğumuz için bir hostele gittik: Huckelberry Finn!

Finn’in bir sahibi var; konuşurken kelimelerini takip ediyor. Yarabbi aman bir kelime fazla etmeyeyim, yoksa harcayacağım on kaloriyi nasıl kazanırım diye. Mark Twain ile kafayı bozmuş bir adam. Tutturdu bize Hannibal’a gidin diye. Yazık abim o kalorilere dedim ben de fark etti tasarruftan kaydığını, sustu.

dsc_6761

Bu saçma yerde bir de halt edip odaya bakmadan tuttuk. Olsun, yatak var, wifi var, varsın banyo dışarıda olsun. Ne bilelim, oda evrimini tamamlamamış. Bahsi geçen wifi da olay mahalline uzak. Gitti adam başı 30′ar USD :)

Ben çok beter yerlerde kaldım. Türkiye’de, İran’da, Hindistan’da, Nepal’de, Cezayir’de kimsenin olmadığı bir yatakhanede bile kaldım. Yarabbi bu kadar fena bir yer hatırlamıyorum Allah için.

St. Louis, cetvelle ve muntazaman çizilmiş, ABD’nin batıya açılan kapısı. Herşey çok düzgün. Sadece şehrin içinden ruhu enjektörle çekilmiş. Abartıyorsam, bütün St. Louis’lilerden özür dilerim. Ama onlar da biraz sokakta yürüsünler kardeşim. Ne o öyle, Zappa’nın  ”America drinks and goes home” şarkısını teyit eder gibi şehir. Bir de “taşkafa” William S. Burroughs’un, Chuck Berry’nin filan şehri olacak.

dsc_6739

Birkaç saat Downtown’da, efendime söyleyeyim “meşhur” batıya açılan kapı Gateway Arch’ta filan sürttükten sonra kendimizi rakıya verip cebren uyuduk.

Sabah da Huckelberry Finn’den koşarak uzaklaştık.

Tatlı evimizde, Chicago’da rakı içiyoruz şimdi. Allah muhabbetimizi arttırsın, sonra anlatırız gerisini.

Siz şimdilik, mezarı başında rakı içtiğimiz Robert Johnson’dan dinleyin bir de Sweet Home Chicago’yu:
http://www.imeem.com/artists/robert_johnson/music/AaulvDGP/robert-johnson-sweet-home-chicago/

3 yorum »

115

Yorum yazar erdal

20 Haziran 2009 @ 14:27

amca yaw ben siteden bişi anlamadım biraz anlatsan

118

Yorum yazar akil ulukaya

21 Haziran 2009 @ 15:10

Sizlere bir süredir İsrailin Hayfa şehrinden sanal vaziyette embed (Türkçesi ; kene) olmuş bir ehlikeyif adayıyım,

öyle baba rakı içicisi olmamakla beraber anason kokusu vede tadının içki içmekten öte bir anlamı olduğuna inananlardanım ,Bu arada, aslında rakının renginin beyaz değil mavi olduğunu iddia adiyorum,

İsterseniz 21 Hazirandan sonra yolunuzu bu taraflara çevirir İsraile doğru uzanırsanız son kalmış 1 adet EFE RAKI ( Yeşil etiketli olanından )açar sizlerle beraber test yapabirim ,

Chicagodan sola sapın, 2 nci ışıktan sağa , fırının karşısındaki bahçeli evdeyim ,,,, beklerim

Sevgi ve dostlukla

122

Yorum yazar Gülhan Berkman Yakar

23 Haziran 2009 @ 14:34

PROJE İSTERİM … PROJE İSTERİİİMMM… :-)

RSS ile yazılara yapılan yorumları takip edin. Sitenizden geri izleme yapın

Yorum yap

XHTML: Kullanılabilir etiketler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>