Fotoğraflara selam… Yola devam…
Metin’in bir önceki mesajının içine fotoğrafları yerleştirirken -ki bu sırada maalesef bir McDonalds’da oturmaktaydık- bilgisayarlarımızın pili bitiverdi. (Bu sefer kaldığımız meşhur ama salaş Riverside Otelde internet bulunmamakta) Otele dönüp, bilgisayarları şarja yatırdıktan sonra, çıktık dolandık ve şimdi yine internete kavuştuk. Ve karşınızda önceki yazının içine girmeyi başaramayan fotoğraflar:

Muddy Waters’ın kardeşi, Robert Morganfield o kadar sıcak bir insan ki; yanından ayrılırken kendisine hediye ettiğimiz Yeni Rakı şapkasını anında başına takıverdi.

Robert Morganfield’ın pek küçük evinin küçük oturma odası…

Robert Johnson’ın hatırasına kadeh kaldırdık.

Greenville’de kaldığımız otelin yakınındaki juke joint’te kurduk rakı soframızı.

Hatta mekana akşam üzeri evde patlattıkları mısırlarını yemeye gelen mahalleli bir teyzeye de Yeni Rakı’mızdan bir yudum tattırdık.

Biraz sonra aynı mekanda, geçen yazıda Metin’in bahsettiği gazeteci / televizyoncu tayfasıyla tanıştık ve de anında kaynaştık. Dominick bizi evine davet etti ve beş kişi kalkıp arka sokaktaki evine gittik.

Bu yeni üç arkadaşımız da diğer Greenville’liler gibi sıcak insanlar…

…

Dominick’in evindeki çeşitli müzik aletleri, dinlediğimiz plaklara eşlik etti.

Gece Dominick’in evinden çıkıp, tekrar arka sokaktaki juke joint’e gittik ve o akşam çalan grubu dinledik. Biraz da cuma akşamı olması nedeniyle herhalde, bu gece dün geceye oranla hayli kalabalıktı içerisi !
Gelelim ziyaret ettiğimiz iki müzeye…

Birincisi Highway 61 Blues Museum idi. Müze ve turizm ofislerinde genelde belli yaşın üzerinde teyzeler oluyor Şu ana kadar karşılaştığımız hepsi, istinasız tatlı, sempatik ve yardımsever idi.

Highway 61 Blues Museum’da çok malzeme var. Ama en ilginçlerinden bir tanesini sizlere sunarak bu bölümü geçelim.
İkinci müze B.B. King Museum… Bu müzenin içerisi oldukça güzel düzenlenmiş. Lakin içeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için, size dışarıdan bir iki kare sunabileceğiz.

Müze, B.B. King’in bir zamanlar “jean işçişi” olarak çalıştığı fabrikada kurulmuş.

Dünkü yazıda Metin bahsetmeyi unuttu ama müzenin kafe ve hediyelik eşya bölümünde görevli olarak çalışan yaşlı bir hanımefendiyle tanıştık ki; kendisi de yine blues tarihinin önemli şahsiyetlerinden. Blues müziğin efsane mekanlarından Indianola’daki Club Ebony’nin sahibi efsane kadın Mary Shepard!

Mary Shepard bize gençlik yıllarını gösteriyor.
Ben fotoğrafları yüklerken Metin çok sıkıldı. “Kalkıp mekanlara teftiş edelim” diyor. Bana da bu iyi bir fikir gibi geldi. Biz şimdi son Clarksdale gecemizi yaşamaya gidiyoruz. Yarın anlatırız, Clarksdale gecelerinde neler olup bitiyor.