online ordering of meds order zovirax mail order, order cheap medications here without a prescription order flagyl no visa without rx, ordering generic medications online premarin generic, buy cheap viagra and cialis online - get your discount medicine online arimidex, buy cheap generic medications online buying neurontin over the counter, order online generic and brand medications doxycycline sale, buy cheapest medications with overnight delivery ordering lasix online without a prescription, cheap canadian pharmacy online overnight baclofen cod, generic medications online ordering norvasc prescription, order online generic and brand medications buy diflucan with no perscription, buy cheap generic medications online generic wellbutrin sr online

First we take Manhattan!

Kategori: Proje 61/16 — Metin - 10:53 am - Cumartesi, 06 Haz 2009

Benden duymuş olmayın, New York İstanbul’a epey uzak. Yani, Urfa’dan filan bile uzak. Git git bitmiyor. Allah kaptan pilota ecir sabır versin. Dışarıda -60 derece soğukla, saatte ortalama 1000 basarak ve ortalama 11 bin metreden 11 saat uçarak geldik New York JFK havalimanına. JFK, Atatürk Havalimanının yanında gayet paçoz bir havalimanı.

Havalimanında, (hatta uçakta) bir miktar insanda domuz gribi paranoyası vardı. JFK’da bitti. Galiba domuz gribinin merkezi domuz gribini bizim kadar ciddiye almıyor. Zaten memleket olarak ciddiye aldığımız şeylerde bir türlü dünya trendini yakalayamayız, pek üzülürüm.
İstanbul’a ilk geldiğimde hiç yabancılık çekmemiştim. Monopoly oyunu, filmler, diziler sayesinde bütün semtler, büyük caddeler ve sair tanıdıktı. Burada, New York’ta da benzeri birşey oldu. Lou Reed, Lawrance Block, buralı punk grupları, Paul Auster filan sağolsun. Onlarca şarkıdan bildiğimiz Chelsea Hotel’de kalıp, hemen önündeki “7th Street”ten yürüyünce, Times Square’a ve Broadway’e filan çıkıyorsunuz. Evdesiniz sanki :)

Yollar feci şekilde İstanbul kokuyor. Arabalar korna çalıyor, insanlar kırmızıda geçiyor filan.. Herkes ve herşey geniş burada. İnsanlar sakin, huzurlu. Kadınlar ya çok güzel, ya çok çirkin. Erkekler meşgul.

Ortalık limuzin dolu. Kesin saatlilk kiralamış turistler Manhattan tribi yapıyordur. Ama çok komik bişey bi şehrin sokaklarının anormal boydaki arabalarla dolması. Gerçi limuzinler de küçük kalabiliyor. Akıl dışı ama iki tane görkemli TIR gördük, (MACK olması kuvvetle muhtemel) 8’inci Bulvarda salınarak giden.

Broadway civarında normal bilet satılıyor mu bilmiyorum. Çünkü gördüğümüz herkes bize ucuza karaborsa bilet satmaya kalkıştı. hosting information . Madem ucuzdu nasıl bir karaborsaydı sorusunun cevabını araştırmadık. Gitmedik de tabii ki müzikale filan. Adamlar Shrek’in bile müzikalini yapmış. El insaf. Yani ikimiz de sahne sanatlarından zaten hazzeden adamlar değiliz ama Shrek’in müzikali müzikalsever için bile abartıdır sanırız.

Yürürken kaldırımın altındaki metroyu hissediyorsunuz. Hatta cafede otururken bile. Haybeye ünlü değil yani New York metrosu.

Şu Jet Lag efsanesi var ya.. hakkaten efsane. Gitmeden gittiğimize emin olmak için teftişe gelmiş olan Rauf Kösemen’e beyanımızdır, Dün gece de dediğimiz gibi, Fikret ve Metin Jet Lag bağımsız tipler. Yok vücut seratonin ve melatonin dengelerini karıştırıyormuşmuş. Aslanlar gibiyiz.

Fikretin yolda bana karşı kaybettiği iki stratejik iddiayı saymazsanız yolculuk süperdi. İnince de bavullardan birisini kaybetmelerini saymazsanız iniş de süperdi. İndikten sonra GSM’lerden birinin çalışmaması, öbürünün de şarj derdinin çıkmasını saymazsanız iletişim de süperdi.

Fakat heyhat. Bunlar fani problemler. Yarın geliyor bavul. Yeni bir GSM alacağız. Şarj derdini de bi şekil çözdük. Dedik ki en büyük derdimiz bu olsun.

Bugüne kadar Chelsea Hotel’de kaç kişi ne içmiştir bilmiyorum. Ama lobisinde rakı içen ilk Fikret ve ben olmuşuzdur sanırım. Pek eğlenceli.

Bir otel düşünün ki Miloş Forman’dan Stanley Kubrick’e, Leonard Cohen’den Lou Reed’e hayatı celebrity ağırlamakla geçmiş; her şeyleri yapmışlar, rakı içmek hariç.

Şu anda Fikret rakıyla fotoğraflarımı çekiyor, ve bende nedense bir nevi nobel kazanmışım gibi bir his var. Teenager yıllarımda birisi gelse de dese, Metin oğlum gün gelecek şu pek merak ettiğin otelin lobisinde oturup rakı içeceksin, “Yuh” derdim herhal. Yaa. Ne oldum demeyeceksin :))

Yarın New York sokaklarında sürtmek de iyi olacak kuşkusuz. Ama New Orleans’ı iple çekiyoruz

6 yorum »

5

Yorum yazar melda erçelikcan

06 Haziran 2009 @ 20:00

Metin sen şimdi yine bana “metin Solmaz sevgin tavan yaptı” diyceksin ama senin yazılarını okumak BüyükKeyif benim için:) fotoğraftan anladığım kadarı ile yanınızda rakı götürürken rakı bardaklarını da ihmal etmemişsiniz gözlerim yaşardı. satırlarıam burda son verirken, ısrarla ayçiçeği fotoğrafı istediğimi belirtir gözlerinizden öperim:))

9

Yorum yazar Zeycan Alkış

07 Haziran 2009 @ 02:10

Şu “şarj” konusundaki sıkıntı diyorum…size diyorum…gitmeden önce herhangi bir dostunuz sizi uyarmadı mı ?
ahh sakalımda yokki :))

Haydi bakalım yolculuk iyi başlamış..
Keyfiniz sizinle olsun..

Sevgiler
z.a.

14

Yorum yazar Lazy

07 Haziran 2009 @ 14:43

Adammm olunnn, adaaammmm:) BEn o rakının yanına sizi degil olmayacak adamları görmek istiyorum…
De hade:)

15

Yorum yazar didem

07 Haziran 2009 @ 17:57

ya bi kere resim gorunmuyo bana, nerde ulem bu resim?

21

Yorum yazar berrak

07 Haziran 2009 @ 23:48

eee rakının yanında bi haydari bi ezine ya da bi ezme getirdi mi garson hmmm :)

22

Yorum yazar Rauf

08 Haziran 2009 @ 00:22

Ulen sen zaten gitmeden jetlag olmuşun. Ehliyetini kırıp odanın ortasına atmalar, sona teee New Orleanslara kargo tulumba göndertmeler filen. Bunnarın hepsi jet lag göstergesi oluuum…

RSS ile yazılara yapılan yorumları takip edin. Sitenizden geri izleme yapın

Yorum yap

XHTML: Kullanılabilir etiketler: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>