visit online pharmacy and buy norvasc online, after that buy cheap wellbutrin online no prescription, and cheapest valtrex no prescription. Get your discount in pharmacy when buy arimidex online, and buy lasix without prescription. Make sure your are secure when you buy neurontin online without prescription, and buying cheap retin-a no prescription online. Best place to order flagyl online without prescription, and order cheap zovirax online no prescription, and order cheap zovirax no prescription. Go to the best pharmacy online to buy baclofen online, and purchase clomid online with no prescription, and buy diflucan without a prescription online, and purchase with no prescription premarin 15 mg online. Get a discount when buy doxycycline online no prescription, and buy cheap acyclovir online no prescription

meyhanedeyiz.biz

Kategori: Marduk 2012 — admin - 10:58 am - Perşembe, 09 Oca 2014

Buyukkeyif.com’un eski sahibi Overteam Bilgi Teknolojileri’nin yeni projesi Meyhanedeyiz.biz‘i takdimimizdir.

Dilerseniz Büyükkeyif ya da Facebook hesabınızla portala giriş yapabilir, profilinizi güncelleyebilir, muhabbete kaldığımız yerden devam edebilirsiniz

Meyhanedeyiz.biz, bir Meyhaneler ağı. Tek tek gidilmiş, özellikleri not edilmiş, fotoğrafları çekilmiş 1500 meyhane var içinde. Bu sayı üyelerinin de desteğiyle sürekli artıyor.

Meyhanedeyiz.biz ayrıca meyhaneye dair her türlü paylaşıma açık bir ortam.

Meyhanedeyiz.biz veritabanı Rakı Ansiklopedisi Yayın Yönetmeni Erdir Zat yönetiminde bütün

Türkiye’de çalışan onlarca muhabirin çalışmalarıyla oluştu.

Meyhane Muhabiri Adem Erkoçak, üstad Vefa Zat, Mehmet Said Aydın, Metin Solmaz başta olmak üzere bir çok yazar da yazılarıyla Meyhanedeyiz.biz‘de.

Ayrıca Ülkühan Zekioğlu’nun Almanya Türk Restoranları Rehberi kitabındaki bütün mekanları da Meyhanedeyiz.biz‘den ulaşabilirsiniz.

Paris’te bir mikro “Ehlikeyif Yollarda”

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 4:14 pm - Perşembe, 07 Eki 2010

1
Sevme, içme ve tembellik dışında,
Tembellik edelim her şeyde…
Doris Lessing

Esasında amacımız Fikret ile birlikte, Gökçe’yi de alarak bir Balkanlar turu yapmaktı. Enfes bir mini “Ehlikeyif Yollarda” olacaktı. Olmadı. Fikret’in vizesi için yeni pasaporta ihtiyacı vardı, yetişmedi. Ben daha önce Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk ve Hırvatistan’ı gördüm. Hepsi rakısever, ehlikeyif, insan sever, enfes yerler. Hatta Makedonya’da kahvaltıda bi’ tek rakı içiyorlardı. Mastika filan değil. Bildiğimiz rakıya çok yakın bir rakı. Pek hoş bir hareketti. Borcumuz olsun.

Velhasıl, Fikret ile birlikte Balkanlar’ı yatırınca, içimizde kaldı. Biz de Gökçe ile bir mikro “Ehlikeyif Yollarda” yaptık, Paris’e gittik. Mikro derken, hakikaten mikro. Sadece Pere Lachaise mezarlığında rakı içtim. Gökçe 6,5 aylık hamile olduğu için fotoğraf çekip dudak şapırdatmakla yetindi.

Bin tane büyük şehir gördüm Paris görmedim. Jean Genet, Sartre, Camus oradan, Leo Ferre oradan, Lafargue oradan. Yılmaz Güney orada yatıyor. Ahmet Kaya da. Paris Komünü de, efsane 1968 Mayıs’ı da Paris’li. Jean Michel Jarre zulmü de oradan çıkmış, ayrı :)

Ha, bir saçma vesilesi daha vardı Paris’e gitmenin. Şengen vizesi denen alçak ve aşağılayıcı sticker’a ihtiyacımız var ya. Son birkaç yıldır hep Fransa’dan aldım ben o kağıt parçasını. Fransa’ya hiç gitmemiş olmama rağmen. Çok bozuluyorlarmış buna. Gidersem vizemi 3 yıllık vereceklermiş. Vizecim öyle dedi. Gideyim başları göğe ersin dedim ben de.

Parisliler çok sıkılıyorlar lakin. Çok bakımlı, gösterişliler. Evsizler ve sakallılar hariç gördüğüm tek traşsız erkek bendim. Ama eğlenmeyi bilmiyorlar. Diğer Avrupa başkentlerindeki kesintisiz aksiyon hali burada yok. Hiç kuşkusuz erken ve eksik kurulmuş bir cümle, ama sanki aspirin kadar cafe’lerde şarap ve espresso içerek geçiyor günleri. Amsterdam, Barcelona, Londra… Bunlar ilk birkaç saatte içine alıverir insanı. Aşırı turistik Sacré Coeur istisna, Sokaklarında, metrolarında bir tek müzisyen, bir tek cambaz bile görmedik. Yazık onlara. Çünkü şehirleri şahane.

Ehlikeyif Yollarda’yı takip edenler, benim mezarlık gezmeye meraklı olduğumu bilirler. Hatta Robert Johnson’ın mezarı başında kurduğumuz rakı sofrası fotoğrafı, rock çevrelerinde epey forward görmüştü.

Burada da hedef muhtemelen dünyanın en ünlü mezarlığı, Pere Lachaise idi. (Eyfel de fena olmazmış esasında. Gidince anladım. Yanındaki park tam rakılıkmış. Lakin rakıyı Pere Lachaise’de tüketmiştim ne yazık ki.)

Pere Lachaise, 1804’te Napoleon tarafından kurulmuş, kısa zamanda ünlüler mezarlığı haline getirilmiş bir yer. Marcel Proust’tan Edith Piaf’a, Moliere’e pek çok ünlü burada yatıyor. Jim Morrison zaten bir sektör haline gelmiş durumda. Girişindeki büfede Morrison tişortleri satılıyor. Biz gittiğimizde de onlarca insan vardı mezarında – ki hep öyleymiş. Zaten civarda eser miktarda uyuşturucu tüketilip mezarlara zarar verildiği için mezarı kaldırmaya bile kalkışmışlardı oradan. Şimdi başına bekçi, çevresine de demir bariyer dikmişler.

Türkiye’den de Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’in mezarları burada.

Bizim ilk hedefimiz Yılmaz Güney idi. Güney’in mezarındaki taze çiçekler, geçen bu kadar yıla rağmen unutulmadığının, kolay kolay unutulmayacağının deliliydi.

Orada bir miktar oyalandıktan sonra yol boyunca Jim Morrison ve Edith Piaf’ı görüp, hedefimize ulaştık: Paul Lafargue.

Lafargue, malumunuz “Tembellik Hakkı”nın yazarı, gerçek bir ehlikeyif. Karl Marx’ın kızı Laura ile evli. Eseri Tembellik Hakkı, Komünist Manifesto ile birlikte en önemli iki Marksist eserden birisi olarak anılır. Lafargue, kitabının adına nazire yapar gibi hayatı boyunca sosyal adalet için çalışmış.

Tembellik Hakkı, temel olarak bugün anladığımız anlamda çalışmaya, modern anlamda zaman kullanımına karşı çıkar. Bir köyde şahane giden bir hayatı tüketmek istiyorsanız ortasına bir fabrika kurmanız yeterlidir der: “Bir köyün orta yerinde bir fabrika kurmaktansa, oraya veba tohumları saçmak, su kaynaklarını zehirlemek daha iyidir. Fabrika işçiliğini başlatın, ne neşe kalır ortada, ne sağlık, ne de özgürlük. Yaşamı güzel ve yaşanmaya değer yapan ne varsa, hepsi gitti gider.”

Lafargue, sosyalizme adadığı hayatını, başta söz verdiği gibi 70 yaşına gelmeden kendi elleriyle Laura ile birlikte sonlandırmış. Cenazeleri karısı Laura ile kucak kucağa bulunmuş.

Mezarı, Paris komününde katledilenlerin yakınına yerleştirilmiş. Uzun zamandır kimse uğramışa benzemiyordu. Rakımızı afiyetle ve tembellik hakkımızın şerefine içtikten sonra, Ahmet Kaya’ya doğru yollandık. Rakı bardağımı da Lafargue’a hediye ettik.

Yol üzerinde Maria Callas, Stephan Grapelli, Marcel Proust, Oscar Wilde, Balzac gördükten sonra Ahmet Kaya’nın mezarına kavuştuk.
ahmetkaya
Mezar, Kaya’nın pek çok şeyi gibi hafif kitsch, naif. Ve yine Ahmet Kaya gibi çok samimi ve hüzünlü tabii. Bu arada gidip mezarlıkta rakı içen birisi olarak herhangi birisine naif demek ne kadar hakkımdır onu da bilmiyorum :)

Eksik olmasınlar, mezarın üzerindeki mermeri kazıyarak isimlerini yazmış ziyaretçiler. Bu memleket alışkanlığı nereden çıkmıştır, neye yarar hiç anlamadım. Hele mezar üzerinde çok çirkin duruyor.

Gerçi Oscar Wilde’ın mezarı da rujlu öpücüklerle ve kimi sloganlarla doluydu. Ama oturup da kimse adını yazıp tarih atmamıştı.

Kaya’nın mezarı çeşit çeşit çiçeklerle doluydu. Kağıda yazılıp bırakılmış duygulu notlar vardı. Belli ki ziyaretçisi hiç eksik olmuyordu. Zaten biz ayrılmak üzereyken de iki kişi geldi.

Selamımızı nazikçe aldılar ve biz çok yayıldığımızdan olsa gerek, nazikçe kenarda beklediler. Biz, toparlanıp ayrılırken mezarın başına gittiler. Ve bir tanesi mermeri birkaç kere öptü.

Ahmet Kaya yaşarken kimse farkında değildi bu kadar sevildiğinin. Ona o çatal bıçak fırlatanların, onu linç edenlerin hiçbirisinin şimdi de ölümünden sonra da bu kadar kıymet görmeyeceği ortada.

Ahmet Kaya’ya da rakı bardağımızı bırakmayı ihmal etmedik tabii.

Bu arada, mezar başında rakı içen tek adam olmadığım kesin. Kadim Büyükkeyif.com üyesi Orhan Abi (Ünlüata) de şöyle yazdı Facebook’ta, benim koyduğum Lafargue’ın fotosunun altına. Kızmaz sanırım kullanmama:

“Vasiyet üzerine Kör Agop’un mezarında çilingir sofrası kurulmuş ve fasıl yapılmıştı… Ben de bir arkadaşımızın vasiyeti gereği Göksu mezarlığında böyle bir etkinliğe katıldım. İlk kadeh orada yatana da sunuldu ve baş kısmında toprağına kadeh konuldu… Son kadeh ve ilk kadehteki rakı ile toprağı sulandı… Anason çıktı mı acaba?”

Mes’uduz. Gondola bile bindik: Gözü açık dönecez!

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 4:12 am - Pazartesi, 01 Mar 2010

Biz bu “Annee bitti” yazısını yazamayacağız. Son dakikaya kadar birşeyler oldu ve onları buraya yazmamak ayıp olur :)

dsc_4401

(Devamı …)

Fikret Yeni Rakı Şapkasını Troçki’nin Banyosuna Düşürdü!

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 10:05 am - Cumartesi, 27 Şub 2010

Bugünümüz, en özel günlerimizden birisi oldu. Çünkü kendilerini Kahlo ve Troçki’ye ayırdık.

Meşhur Mavi Ev’e gittik sabah ilk iş. Mavi Ev, Frida Kahlo’nun büyüdüğü, Troçki’nin Meksika’ya ilk geldiğinde kaldığı, Diego Riviera ile Frida Kahlo’nun birlikte yıllarca yaşadığı, kavga ettiği; her köşesi bir şeyle dolu, dünyanın en meşhur evlerinden birisi.

dsc_42091

(Devamı …)

Mexico City, Puebla, Oaxaca, Zipolite, Juchitan, San Cristobal, Tonina, Palenque, Campeche, Merida, Celestun, Chichen Itza, Valladolid, Tulum, Isla Mujares, Cancun ve yeniden Mexico City… Çok yorgunuz. Tatile ihtiyacımız var.

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 9:15 am - Cuma, 26 Şub 2010

Biz, bu Yucatan yarımadasında nereye gitsek şöyle diyorlar: “Burada senenin bir, bilemediniz iki günü yağmur yağar o da size denk geldi”.

Lakin nasıl bir bir iki günse on gündür bitemedi :)

Nereye gitsek yağmurla giriyoruz. Hayır, zaten rakı stoğumuz Chiapas’ta Maya yerlisi kardeşlerimiz tarafından emilmişti. Şimdi bir de yağmur ortamı insanı sürekli rakı içmeye sevk ediyor, olmuyor.

Allah kimseyi rakısız memlekette bırakmasın diye biter Vefa Zat üstadımızın rakı duası. Biz o kadarını –çok şükür- yaşamadık henüz ama, şunu pekala söyleyebiliriz: Allah kimseyi rakıyı temkinli içmek zorunda bırakmasın. Yani, elbette bıraksın da, bu temkin tasarruf için olmasın. Sağlık için olsun, ne bileyim suyunu çıkarmamak, “öpüjim” şeklinde filan konuşmamak için olsun. Ama ha bitti ha bitecek diye rakı içilmez ki kardeşim. Rakı bu. O bol bol olacak, sen az içeceksin. Bırakın araba saatte 400 km ile gidebilsin, ben 60’la sürerim cool olur. (Devamı …)

Bi tapınak, bi yüzek derken rakının sonuna yaklaştık

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 4:43 am - Pazartesi, 22 Şub 2010

Cancun ile Merida arası, turistik sebeplerle Meksika’nın en güzel yolları. Yaşasın Meksika’nın en güzel yolları. Çünkü buraya kadarki yollar beni feci gıcık etti. Araba kullanmaya bayılan ben, şurada altı üstü 3000 küsür km. araba kullandım, yirmibin km kullanmış gibi yoruldum. Nur’la Fikret sağolsunlar arabanın önünde direksiyon olmayan kısımlarını kullanabiliyorlar.

Bu yollarda işaretlere güvenilmiyor pek. Daha önce anmıştım, yollardaki km. hesabını hatırlarsınız. Yollar yapısal olarak da hatalı. Birçok yerde virajda eğim hatalı verilmiş, her an her yerden her türden kasis çıkabiliyor.. gece kullanmamak lazım misal. Ayrıca şoförleri bir miktar ABD şoförlerine benziyor. Ama yollar ABD yollarına benzemeyince bu durum katastrofik olabiliyor. Bir de İstanbul şoförleri gibi de gururlular. Geçilmeye katlanamayanları, yol vermeyenleri filan da çıkıyor. Bir keresinde bir konvoy sollarken girmeyeyim diye arayı kapatan bir şoför oldu ki, levyeyle dövmek lazımdı amigoyu. (Devamı …)

Dönen tekerlek zaferi müjdeler!

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 8:27 am - Cumartesi, 20 Şub 2010

San Cristobal’den gözümüzde tomurcuk yaşlarla çıktık yola. Chiapas bırakın Meksika’yı, dünyanın müstesna alanlarından bir tanesi. Süper doğası, kültürü, Zapatistleri, tarihi ve elbette insanlarıyla on numara bir yer.

İnsanları o kadar nazik ki bir örnekle açmam gerekiyor anlatabilmek için.

Otelimizin şirin sahibesinin adı Carolina. Carolina, arabamızı biraz ileride bir akrabasının evinin bahçesine park ettiriyordu güvenli olsun diye. Bir sabah arabayı almaya beraber gittiğimizde garaj kapısının önüne başka bir araba çekmişti. Carolina, sanki kendi suçuymuş gibi benden defalarca özür diledi. Daha doğrusu özür dileme olduğuna emin olduğum sesler çıkardı. Ben de ona bunun manasız olduğunu, çünkü bir kabahati olmadığını anlatan sesler çıkarmaya çalışarak aynı yönde el kol hareketleri salıverdim bir yandan. Carolina, civar esnafa “bu araba sizin mi” diye sordu. Bulamadı sahiplerini. Sonra, iki tane yağız Meksika delikanlısı, ellerinde kolalarla bir yerlerden geldiler ve bizim onları beklediğimizi görür görmez pek utandılar. Karşılıklı özür dilediler. Ek olarak oğlanlar Carolina’ya nezaketinden dolayı defalarca ve mahçup bir şekil teşekkür etti. (Devamı …)

Marduk Maya’sı: Ya tutarsa!

Kategori: Marduk 2012 — Metin-Fikret - 10:12 am - Perşembe, 18 Şub 2010

Bu 2012 olayını ben şahsen çözdüm.

dsc_3357

Fikret mühendisi problemle ilgilenmekten çözüme gelemedi. Nur’un kafası hepten karışık. Fakat ben hazır çözmüşken derhal anlatmazsam çatlarım. Galiba –yine- bir dizi insanı kızdıracağım. Olsun. N’apalım. Kaderde varsa deriden yüzülmek, neye yarar üzülmek?

dsc_3459

Şimdi malumunuz 21 Aralık’ta Maya takvimi sona eriyormuş. Ve bu mevzuyla alakalı olarak da şu sıralar bir dizi felaket başlayacak ve 21 Aralık “civarlarında” yahut tam olarak o vakit muhtelif şeyler olacakmış. Engin Ardıç öyle diyor misal. Felaket derken neler olacağının net bir reçetesi yok. Deprem filansa daha taze Haiti’de en fecisinden bir tane oldu. Savaşsa, komşumuz Irak’ta hala hergün onlarca insan ölüyor. Tsunami’si taze bitti. Bush, Julio Iglesias, hatta Kayahan bile gördü bu dünya felaket adına. Daha ne olsun? (Devamı …)

Meksika polisi: Buralarda bir Türk içkisi içiliyormuş senyor

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 8:36 pm - Çarşamba, 17 Şub 2010

Yeni durağımız Sina Cantan Bölgesinde, Bochojbo Bajo isimli bir Maya köyüydü.

Maya köyü dediğimiz yerleri sakın ola ki belirli bir standart dahilinde bulunan / görünen yerler zannetmeyin. Buralar birbirinden epey farklı yapıda yerler. Konuşulan diller bile aynı temelde olsalar da farklı birbirinden. Bir köyle “Şerefe” demeyi öğreniyorsunuz, gidiyorsunuz bir diğerine, şerefe olmuş körefe. Zaten kitle iletişim araçları yardımıyla yayılmayan, gazetede yazmayan, TV’de konuşmayan diller genellikle böyle bir mikro lokallikte ayrışırlar. Bizim oralarda bile dip dibe olan Arhavi lazcasıyla Fındıklı lazcası arasında farklar vardır.

Bu yolculukta laz adı biraz fazla mı geçti ne?

Neyse. San Cristobal’e yakın bir Maya köyünde ilk durağımız bir kadın kolektifiydi. (Devamı …)

Yeni Rakı’nın Maya Adı: Turkopoş!

Kategori: Marduk 2012 — Metin - 9:11 pm - Pazartesi, 15 Şub 2010

Son 3-4 gün, aylar gibi geldi. Şu blogu bu kadar(cık) sayfaya sığdırmak yazmak o kadar zor oldu ki..

En son eşcinselleriyle meşhur Juhitan’da kalmıştık. Juhitan’dan hep yaptığımız gibi sevgi dolu duygularla arabamıza çöktük. Sonrasında, sanırım hayatımın en güzel uzun yolunu sürdüm. Chiapas müthiş bir eyalet. Kıvrım kıvrım yolları köylerden bahçelerden, sanki –nasıl oluyorsa- mutlu bir Fakir Baykurt romanının içinde geziniyormuş hissiyle sürdük arabamızı. Sevimsiz silahlarla dolu asker kontrol noktalarını ve asla iktisat edilmeden serpiştirilmiş hız kasislerini saymazsak herşey çok güzeldi.

Asker kontrol noktalarının şov maksatlı olduğu pek belliydi. Çünkü sabit noktalardı. Ben eşkiya olacağım da gidip belli ki yıllardır aynı yerlere konuşlanmış asker noktalarına sobeleneceğim. Olmaz öyle :)

(Devamı …)

Sonraki sayfa »